Ercan's profileErcan adlı kullanıcının ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Ercan adlı kullanıcının alanı

There are no categories in use.
Lists
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.

Windows Media Player

Photo 1 of 1
No list items have been added yet.
Photo 1 of 1
vurun antepliler
No list items have been added yet.

Custom HTML

No content has been added yet.

Custom HTML

No content has been added yet.

Custom HTML

No content has been added yet.

Custom HTML

No content has been added yet.

Video

http://soapbox.msn.com/http://youtube.com/http://video.google.com/http://ifilm.com/http://video.yahoo.com/

Video

  ="http://player.myspace-player.com/swf/53j7jgi8cg5ha4x3mka68a51674a7725/flaming.swf" menu="false" quality="high" width="280" height="320" name="poqbum-dot-com" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" flashvars="playlist=http%3A%2F%2Fplayer.myspace-player.com%2Fswf%2F53j7jgi8cg5ha4x3mka68a51674a7725%2Fmp3player.xml" wmode="transparent">Get Your Own Player!

Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
BOZKIRLARwrote:


Keşke görebilseydiniz gözlerimi
size anlatacak öyle çok şeyleri varki..


Hicab içinde sükun
ve sükun içinde infial...
Ah kalbim
bir bilsen ben senden nasılda bizarım.
Söylermisin şimdi kim dinleyecek
gözlerimdeki bu lisanı hali
ve kim nasıl dindirecek
ruhumdaki infiali.


Her gece bakıyorum maveraya
belki bir lahza
seyrederim diye o muazzez şuleyi
ama hep bir sükutu hayal ve bir kırık kalp elimde
Konuşuyorum lisan ı halimle
beni affet diyorum
lakin parçalanıyor aksi sadasında suretim
Lal oluyor kelimelerim.

Susuyorum
ve gözlerimle yar diyorumey yar
bu saf aşkımın
yegane şahidi gözyaşlarımı
merhametine havale ediyorum.
June 27
LİVANELİwrote:
 

  LİVANELİ

 61991ptj0g7jwjc 1 61991ptj0g7jwjc 1

SEVGİ BİZDEN ARKADAŞLARIM. 

Image Hosted by ImageShack.usLİVANELİImage Hosted by ImageShack.us

Baro birliğimiz adına sayın CESURYUREK

hocamıza şifalar diler, ailesine sabırlar

ve esenlikler dileriz.

Kazakistan arama sonuçlarına dön <<

DOST DEDİYİN DOST OLMALI

ALLAHINA KADAR SEVMELİ

June 26
LİVANELİwrote:
TERBİYESİZLER
     Türk milliyetçilerini kimseler karalayamazlar.
  Terbiyesiz bunlar. sayın EFE DAYI ALANLARINI kötülemek için
 düzenbazca oyunlar oynayan bu sahtekar gurup, ANTİ CESURYUREK ismini
 kullanarak aşağıdaki dökümanı alanına eklemiş. azrail'miş. siz ve sizin gibiler
 olsa olsa salak gurubu olur. Milletin gözü görmüyor mu? sayın cesuryurek, üç
 alanınada kendi ismini EFE DAYI ALANI olarak belirtmiş. resimlerini mertçesine
 koymuş. adresi belli. peki, köpek sürüleri, bölücü vatan hainleri, ya sizlerin?
      Not: Anti cesuryurekte, yalnız kurt'un ta kendisi. sedat reis gibi bir çok alanları mevcut.
              gerçek delikenlı iseler mertçesine kendilerini belirtirler. bunların arkadaşları'da
              ya korkak veya bunun gibilerdir.
 

ŞU LİNKE TIKLAYIN CESURUN HANGİ ALANLARDA GEZDİĞİNİ GÖRÜN MUUUUUHHHAAAAAAAAAAA

http://cid-29f9e2a7c63a95a3.spaces.live.com/guestbook/?ccr=7038#comment

BU RESİMDEKİ KİŞİLERİN ECELİ DOLMUŞTUR DOSTLARI RUHLARINA FATİHA OKUMAYA BAŞLASIN
Image and video hosting by TinyPicImage and video hosting by TinyPic
 
tipe bakya hırsız tipli bir adam kızlar birde bu adamı eklemişler alanlarına
yaw benim gibi yakışıklıyı istemezler
28 Ara.
   
 
 
     TERBİYESİZ KÖPEKLER:
     SİZLER CESURYUREK HOCANIN PİSLİĞİ KADAR OLAMAZSINIZ.
 BU VATAN İÇİN NELER YAZIYORSUNUZ? İŞİNİZ, İYİ İNSANLARA PİSLİK
 ATMAK. SİZLER VATAN HAİNİ OLDUĞUNUZU DAİMA BELLİ EDERSİNİZ.
 MİLLİYETÇİ OLARAK KENDİNİZİ GÖSTERSENİZ DE, MİLLİYETÇİLİĞİ
 BİLMEDİĞİNİZ İÇİN, KENDİNİZİ BELLİ EDERSİNİZ. SİZLER, NİFAK TOHUMUNDAN
 BAŞKA BİRŞEY DEĞİLSİNİZ. ALLAH SİZİNDE, İŞ BİRLİKÇİ ARKADAŞLARINDA BELASINI VERSİN. KÜFÜR NİFAKLARI.   LİVANELİ
June 21
 
                      
CESURYUREK
EFE DAYI

 

 

Hello my dear friend!Have a great evening..
Big kiss to you. Cesuryurek.


Image and video hosting by TinyPic
Seviyorum, aşığım güler yüzlere, tatlı dillere, türkiyeme, TÜRK ULUSUMA.
                       seviyorum sizleri, aşığım sizin tebessümlerinize, ülkeme bağlılığınıza.
             Sevgim ve aşkım sizlerledir canım arkadaşlarım ve  ATATÜRK devrimcileri ülküdaşlarım.
EFE DAYI
June 20


click to comment

click to commentclick to commentclick to commentclick to commentclick to comment

CoraçãoKisses and Hugs by Lu GoyazArco-íris

 



June 15
June 12
 

                                    ( 10. KÖYDEN SELAMLAR ) 

     Atatürkbayrak2 

                                                 NE DEMELİ Kİ?

               Not: doğacak olan unsurlar ne olur yazıtıma karşı, dinci

              kesimden gelen eleştirilere karşı cevabımdır. )

              Bizler, yazılarımızda devamlı olarak ülkemizin toprak bütünlüğünden;

Birlik ve beraberliğinden bahsederken, kendini bilmezler neden den vurduklarını

Bilmiyorlar. Devamlı olarak kendi düdüklerini çalmaktalar. Sizinkiler demekle yetiniyorlar. Sizinkiler dedikleri kim anlayamadım. Bende onlardanmışım lakin,

Sizinkiler demekle kimlerden bahsediyorlar anlamadım. Bizimkiler, 1938 den sonra

 Hiç iktidara gelmedi ki. Bazen kısa sürede geldiyseler de, koalisyon olarak geldiler.

Devamlı olarak fikirlerine karşı olduklarım iktidarda, cumhuriyetin getirdiklerini tüketip, yok etme çabalarındalar.  1950 de DP. hükümeti. 1981 de ANAP. Hükümeti

ve 2001 de AKP. Hükümeti. Araştırıldığında bu üç hükümet dönemlerinde vatan toprakları yabancılara satılmış, milli çıkarlarımız yok edilmiştir. Din, bir araç olarak kullanılmaya başlamıştır. LAİKLİK ilkeleri yok edilmiş, devlet çıkarlarından önce, parti çıkarları gözetilmiştir. SÜLÜK soy isimli şahıs, vatan topraklarının satılmasını mı

savunuyor, yoksa milli kaynaklarımızın satılmasını mı? Benim sizinle beraber olmam için, beynimi çıkartıp gelmem gerekiyor bay SÜLÜK. Ne ve kim olduğunuz dahi belli değildir. Ben CESURYUREK, ismim, fotoğrafım, adresim açıkça yazılı. Acaba siz neden saklanıyorsunuz ki? Sizde kendi çapınızda haklı olabilirsiniz, karanlık dünya insanları olarak saklanın. Sizlere inanıp sizinle beraber olanlara baktın, hepsi aynı.

Lakin şunu iyi bilin ki, yurdunu seven bu milliyetçi kemalcilerin sayesinde bu vatan topraklarında bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz yoksa şimdi isminiz SÜLÜK dahi olamazdı. Sizin gibilere OGOF veya SÜLÜKOW derdik, yalan mı?

   NOT: SÜLÜK denen şahsa, icraatıyla vatan severliğini gösteren sayın genç arkadaşımız

              MEHMET ÜÇ HİLAL, cevabını açıkça SÜLÜK denen şahsın not defterine yazmıştır.

              kendisine teşekkür ederiz.

 

ilknur- ben Ege bölge tem.Cesuryurekler

June 2
 
                                        ( 10. KÖYDEN SELAMLAR ) 

     Atatürkbayrak2 

                  DOĞACAK OLAN

       UNSURLAR NE OLUR

     Düşünmeden hareket ederek TRT. şeş açıldı. Acaba bundan doğacak sonuçlar hesap edildi mi? Şimdi ise kürt açılımı yapacaklarmış. Neler olacağını hesap ettiler mi? Daha sonra özerklik. Sesler çıkmaya başlandı. Sonra ne olacak peki? Lazlar da aynı şekilde isteyecek. Diğerleri de isteyecek. Vermeyecek misin onlara aynı hakkı? Vermediğin taktirde isyanlar çıkmaz mı? Haklı durumda olmazlar mı? Verdiğin taktirde kaç tür dilli devlet olacak. Bu parçalanma ve bölünmenin temellerini atmak olmuyor mu? Sizin taptığınız ve sözünden çıkmadığınız ABD. ne kadar değişik insanı barındırıyor, ana dilleri kaç türlü? Neden ana dil sadece İNGİLİZCE

Devlet adamı, devletini yıkmak için zeminler hazırlayan değil; devletinin geleceğini düşünenlerdir. Sizler, acaba devlet adamı oldunuz mu? Nereden nereye geldi bu ülke? TÜRK MİLLİYETÇİLERİ, YURTSEVERLER vatan haini sayılmakta, vatanı bölmek isteyenler ise, yurt çapında rahatlıkla gezmekte. İki yüzlülükle halkımızı kandırmayın. Gerçekleri mertçe söyleyin ve hareket edin ki, vatan sever halk ta tedbirini alsın. Dini alet ederek ortalığı sahte dincilerle doldurdunuz. KAHROLSUN İSRAİL diyerek İSRAİL in çıkarları için her fedakarlığa baş vuruyorsunuz. Aciz bir ulus yaptınız. 2,5 milyonluk İsrail’e kul kölesiniz.yalan mı? SİZEDE, SİZİ DESTEKLEYEN O SAHTE MÜSLÜMANLARA’DA yazıklar olsun. Sanal alanda dahi son derece Müslümanlıktan bahsederler bu din düşmanları. ALLAHTAN değil, tarikatlardan, tekkelerden, yatırlardan medet uman put perestler. Acaba peygamber efendimiz ve kitabımız bunumu emrediyor? Cahilliğin getirdiği cehalet tohumları değil mi bunlar. Böyle giderse, yazık olacak bu güzel devletimize. Sonucu açıkça belli oluyor. Bu cahiller, yarın’da APO’YA karşı gelenleri ve dağlarda PKK. İle çarpışanları yargılamaya kalkacakları açıkça bellidir. Halen daha anlamıyorsanız, lütfen o beyinleri değiştirin. Anlayanlara; sevgilerimle.

ilknur- ben Ege bölge tem.Cesuryurekler

May 30
 
          

                       SEVGİLER

              ERCAN ARKADAŞIM

May 29
 
                                   ( 10. KÖYDEN SELAMLAR ) 

     Atatürkbayrak2 

                                        GÜVEN KALDI MI?

        İnanç ve güven çok önemlidir. Bilhassa büyük ve lider olarak Addedilen kişiler için bu çok önemlidir. Dürüstlük adaletli hareket etmek ve uygulamak Kişilerin dikkat ettiği unsurlardır. Devlet ciddiyeti ise, en başta gelenidir. Bu Ciddiyet yok olduğu zaman, devlete ve yasalara inanç, güven kalmaz.

       Devletimiz, gözün gördüğü kadarıyla büyük yaralarını aldı. En saygın Kurum olan TBMM. Sabıkaları olan kişilerden oluşan çoğunluk kişilerle doldu. Bu kişiler, kendilerini kurtarmak için yasaları kendi lehlerine çeviriyorsa, ciddiyet kalmaz. Açıkça bölücü propagandalar

yapılır. Kanun gereği yargı el Koymaya kalkar. Bunu, yüce meclis dediğimiz kurum,( tebliğ edemedik, devamlı olarak gezmedeler) diye, yargıyı engellerse; bunu halkın önünde yalan

Söylerse o halkta güven kalır mı? Buna o meclis mecbur kalmaktadır. Çünkü, İktidarı oluşturan çoğunluk gurubun sicili bozuk. Bölücülük yapan gurup, haklı  Olarak: (önce siz gidin hesap verin, sonra biz) demekle haklı olarak direnmekteler. Yasalar, yurdu rahatlıkla bölmek için değiştirilmekte. Ordumuzu Dahi o kadar lekelediler ki, halk arasında güvencesini yitirdi. Müslüman’ız diyenler, FİLİSTİN’İ Sözde desteklerken gerçek desteği kardeşleri İSRAİL’E yapmaktalar. Vatan toprağını 49 yıllığına verme çabası içindeler. Ne kadar bu yüce devleti yok ettiniz ki, 2,5 milyonluk İSRAİL’E muhtaçsınız. Müslüman’ız diyen sahte Müslümanlara sesleniyorum. İşte sizin gerçek yüzünüz. Çok yakında APO denen adam TBMM. Sıralarında parti lideri olarak oturursa, sizlerin gurur duyacağından eminim. Daha sonrada azınlık Türkler diye hitap edilecek. Şaşırmayın. Türkler bir veya iki çocuk yaparken, bölücü guruplar 15 ile 20 çocuk yaptığını unutmayalım. Sizler halen daha başınızı kuma gömerek gündemi değiştirmek için din dersleri vermeye devam edin. Amma şunu iyi bilin ki, sizin dinle hiçbir ilginiz olmadığını ve dini alet ettiğinizi aydın kesim bilmektedir. Aman, sizlerin yapacağı tek şey var. Belediye başkanlarınıza ve il başkanlarınıza da dokunulmazlık zırhı getirin. Rahatça yesinler.

       Uyan Türkiye uyan. Bizler, bütün unsurlarımızla Türkiye de kardeşiz. Çarpıcı ve bölücülerin oyunlarına gelip, kendi yok oluşunuzu hazırlamayın.

     ilknur- ben Ege bölge tem.Cesuryurekler

May 27

 

Photobucket

Photobucket

Maite 

May 22
KAFKAS_wrote:
Image and video hosting by TinyPicImage and video hosting by TinyPic
 ERMENİ SOYKIRIM YALANINI TÜRKİYEYE DAYATMAK İSTEYEN İKİ YÜZLÜ DÜNYA NERDE İŞTE GERÇEK SOYKIRIM VE SÜRGÜN
May 22
 

                                          ( 10. KÖYDEN SELAMLAR ) 

     Atatürkbayrak2 

                   HOCAMIZIN ANISINA,  RUHUN ŞAD OLSUN HOCAM, DEĞERLİ İNSAN
                     

      ÖNEMSEMEYENLERİZ !

                   Yurdunu seven kahramanmış, ilim insanı imiş, çok değerli

Hocamız imiş. Bunların önemi hiç yok. Vatanın ve geleceğimizin garantisi

İçin uğraş veren kişiler mi? Yaramaz olarak görür ve yok etmeye, çamurlar

Atmaya üzerimize yoktur. Geçmiş tarihimiz, var ve yok oluş nedenlerimiz

Bizleri hiç ilgilendirmez oldu. Din, özgürlük, hürriyet amacımız değil, araç

Olarak kullananlar bizim değerlerimiz oldu. Bizim hırsız ve bölücülerimiz

İyi oldu. Kanunlar bazı kişiler için var, diğerleri için yok oldu. Bizlerde, bu

Unsurların yüzünden yok olma yolunda dev adımlarla gitmekteyiz.

             TÜRKAN HOCA: Var gücünü insanlığa ve ilime adamış büyük

Değer. Okuma imkanı olmayanları çağdaş nesil yapmak için burslar vererek

Okutma çabası göstererek barmış ve bir çok ilim adamı, doktor, Avukat Vs.

Yetiştirmiş büyük insan. TÜRKLÜĞÜN DOĞUŞU olan ERGENEKON ismini kirletmek için bir TERÖR ÖRGÜTÜ olarak kullananlar, sizin gibi büyük ve değeri ölçülmeyen insanı da o guruba koydular. Kirletmeye çalıştılar. Tıpkı diğer değerli kişilerimiz gibi. Çok şükür ki, bu listeyi hazırlayanlara halkımız dahi CUMHURİYET SAVCISI değil de, Ergenekon savcısı diye nitelemekteler. Normal karşılamak gerekiyor merhum TÜRKAN hocam. Çünkü; meclisimiz sanıklarla dolu. Dokunulmazlık zırhı altında ve sayesinde onlara dokunulmuyor. Bunun adı ne bilmiyorum. Bilenler konuşamıyor. Konuşanlar olursa, Ergenekoncu olup çıkıyor. Tıpkı bazı paşalarımız, aydınlarımız ve MUSTAFA ÖZBEK gibi terörist sınıfına koyuyorlar. Ne olurdu sanki kaçak bir kuran kursu açıp eğitseydin. Nemize lazım bizim çağdaşça dinimizi, milliyetimizi, vatan sevgisini öğrenmek ve öğretmek. Bu meclis kendiliğinden gelmedi o şerefli ortama. Birazda, onları getirenlere ne demeli diye düşünmek gerekmez mi?

             ALLAH İMAN CENNET NASİP EĞLESİN HOCAM.

 ilknur- ben Ege bölge tem.Cesuryurekler

May 20
TÜRK ULUSU'NUN GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI
            ULUSUMUZA KUTLU OLSUN
Tören
Gösteri Ekibi
Bayrak ve Atatürk
   KURTULUŞ SAVAŞININ, GENÇ TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN
  VE BAĞIMSIZLIK TEMELİNİN ATILDIĞI GÜN, İŞTE BU GÜN.
  SEVGİLER YÜCE ULUSUMA,
May 19
             80 Lİ YILLAR 19 MAYIS GÖSTERİLERİ
    YURDUMUZUN DEYİŞİK YÖRELERİNDEN, İL VE İLÇELERİNDEN, CADDELER SAHALAR
        VE EVLERDEN BAYRAMA OLAN SEVGİ VE MİLLİYET COŞKUSU ACABA AYNEN DEVAM
        EDİYORMU DİYE MERAK ETTİM. TÜRK ULUSUNA VE GENÇLİĞİMİZE KUTLU OLSUN.
    19 Mayıs resimleri
                     19 MAYIS GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI YÜRÜYÜŞÜ.
    Atatürk'ü Anma Töreni 
                       BAYRAK TÖRENİ ATATÜRKÜ ANMA.
    Tören öğrenci geçişleri
                                        BAYRAK TÖRENİ
    Bayrak Merasimi
                                  bayrak merasimi
    Gazilerin Saygı Duruşu
                                 GAZİLRİMİZ SELAM VERİRKEN.
    Atatürk Evi'ne yürüyüş
                                ATATÜRK EVİNE YÜRÜYÜŞ
    Kalp Gösterisi
                                  ÖĞRENCİLERİN KALP GÖSTERİSİ.
May 18
 
  
Başlamak için en uygun zamanı beklersen, hiç başlamayabilirsin, şimdi başla!  Şu anda bulunduğun yerden elindekilerle başla
Kalbinizi Unutmuşsunuz Bey Efendi Hanım Efendi, Kalbinizi!!!"

Unutkandır insan. En çok da kendini unutur. İnsan yanını yitirir. Sık sık kalbini düşürür göğsünden. Vicdanına temas etmeden geçirir bir ömrü. Gönlünün gönlünü etmeden getirir yarını. Şehrin gürültüsünde, telaşların yangınında, görsel kandırmaların kuytusunda, yüzüne serince değen, senden hiç yüz çevirmeyen, boş söz ve yalan söylemeyen, unuttuğun yanlarını hatırlayan, düşürdüğün kalbini yakana yeniden takan, çiçek kokulu bir pencere önünde bekleyen, yağmur sonraları ikindilerde sıcacık tebessümeyle koyup gelen bir dost içtenliğini...

Ateşli politik cepheleşmelerde, ezici küresel gündemlerde unuttuğumuz nedir? Gündelik telaşlarda, taraflılıklara indirgenen bakışlarda yitirdiğimiz kimdir? En acımasız siyasal rakiplerin birlikte ağladığı bir görüntü yok mudur ülkemizde? İri puntolu manşetlerin, kalın harfli köşe yazılarının kalıplarını kırıp da, savunmasız ve çıplak yanlarımıza aniden dokunuveren bir, bizi kol kola getiren, herkesi birlikte kucaklayan, kucaklatan bir ortak sevincimiz yok mudur? Yeryüzünün kavgalara boğulmuş, tarafgirliklere parsellenmiş acılı yüzünde, hele de bu ülkenin coğrafyasında, o kadar çok ortak sızımız var ki, ortak hazzımız var ki? Niye kavga ediyoruz? Neyi bölüşemiyoruz?

 

Siyasal etiketleri bir düşürsek yakamızdan. Sayısal etkilenmeleri bir kenara koyuversek... Ortak değerlerimize eğileceğiz hüzünle.. Ortak kaygılarımızın başında kucaklaşacağız umutla. İnsanın olduğu her yerde, insan özünün unutulmadığı her zeminde bir huzur umudu vardır, sevinçlerin gök mavisi saklıdır.

Hayat Kısa,

Kuralları Yık,

Kolay Affet,

Kalpten Sev,

Kahkahalara Boğul,

Ve Yüzünü Güldürmeyi Başaran Hiç Bir Şeye Sırtını Dönme...

 Seni herkesin terkettiği anda bile..
Yüceler yücesi Rabbinin Seninle olduğunu unutma..!
Ne iyilik yaparsan karşılıksız yap..
Çünkü insanoğlu iyiliğe beşerce cevap verir.
Oysa ALLAH(cc) Rahmanca ve Rahimce..

Hal böyle iken hangisi daha karlıdır?
Hala nefsimizde çelişkidemiyiz?
Iyilik yapip karşılıgı beşerden mi bekliyoruz..??
Düsün, düsün ve yine düsün..
Tefekkür maneviyata açılan bir kapıdır..
Arala kalbinin kaplarını..
Eşsiz ve hazzi bol bir seyahata çık..
Bütün herşeyi bir anda olsa arkada bırak..
Kalbine O`nun aşkını koy..
Ve sükret…
Dertler birer sınavdır..
Sınavı kazanman için iki formul vardır;
Sabır ve sükür..
Umide tutun…
Umitvar ol…
Vuslatı düsün
Teselli bul..

1 gün önce | Sil
May 3
 ( 10. KÖYDEN SELAMLAR ) 

     Atatürkbayrak2 

                        SUSKUN KALANLAR YOK
           OLMAYA MAHKUMDUR.
             1923 TE resman kurulan TÜRKİYE CUMHURİYETİ, maalesef 1950 lerden itibaren bağımsızlığını
   kaybetmeye başladı. Bugün 2009. bağımsızlık, sadece sözde kalmış durumda. Böyle gittiği müddetçe,
   toprak bütünlüğünü de kaybetmeye aday ve hazır gözükmekte. Küçük gördüğümüz 2 milyon nüfuslu
   ERMENİSTAN dahi, bizden çok fazla güçlü durumda. Güçlüğüz demekle güçlü olunmaz, saygınız de-
   meklede saygın olunmaz. Bunun gerçeği olması gerekir. Etnik köken bakımından, en güçlü ve üniter
   yapıya sahibiz. İşte etnik kökenler:ethnic_dalm_2.jpg
  
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
           Etnik kökeni dahi ayırmamış ve hepsini aynı haklara sahip etmiş üniter bir CUMHURİYET. Bu
    CUMHURİYETİ idare edenlerin bi çareliği yüzünden devlet aciz düşmüş ve bağımsızlığını kaybetti.
    Bağımsız devletiz diyenlere soruyorum. 1- ekonomik bağımsızlığın varmı? 2- senin yapacağın işlere
    kimler karar veriyor? 3- ücretli görevlilerinin ücretlerini kimler tain ediyor? 4- borç olarak verdikleri
    paraların nerelere harcamacağını kimler belirliyor? 5- köylünün ne ekeceğine kimler karar veriyor?
    Ne konuda bağımsızız? FRANSA; CEZAYİR soykırımı için ( dedelerimizin yaptıkları bizleri ilgilendirmez)
    derken, 1915 olaylarına kadar inip yanlış çarpıtarak TÜRKİYE aleyhinde kararlar alırken, TÜRK HÜKÜ-
    METİ ne yaptı? Başımızda bir ejderha gibi emirler yağdıran ABD., JAPONYAYA atom bombası atarak
    en büyük katliamı yaptı. Bizim hükümetimiz bir emirle ekümenliği kabul ve ermenistan sınır kapısına
    el altından okey demedimi? Alıştırarak toprak verme hazırlığında deyil mi? ermenilerin bazıları çıkıp,
    VAN, DİYARBAKIR, AĞRI doğumlu olduklarını ifa ediyorlar. bizde MAKEDONYA, YUNAN, YEMEN,BULGAR
    doğumlu insanlarımız yok mu? Bu acizhane davranmakla nereye varacaklarını sanırlar? YÜCE ÖNDER
    ( YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM.) DİYEREK BAĞIMSIZLIĞIMIZI KAZANMADIMI? Devlet bu aciz duruma düşmüş
    ken bizler halen daha ( Yok, ebu bekir şöyle yapmış, hz. ömer söyle demiş ) gibi söylevlerle konuyu
    başka yerlere dağıtmaya çalışıyoruz. Unutmayalım ki, dinimizi rahatça yaşamamız için önce devletimiz
    gerek. Devletimiz olmazsa, bırak eski din liderlerinden bahsetmeyi, yunanistan da olduğu gibi müftünüzü
    dahi başkaları tain eder veya zindanlarda öldürür.
            Dinimizi kullanarak günün gerçeklerini gizlemeye çalışanlarında, haçlılara yardım edenlerden farkı ne?
    HALLAÇOĞLU'NUN görevden alınma sebebi ne idi? Gerçekleri biliyor musunuz?Bunlara detayları ile bir
    sonraki konuda dokunacağız. Sevgiler ey Türkiyem topluluğu.
      ilknur- ben izm. tem.Cesuryurekler
May 2
Apr. 23
 

 

GÖZLERİMİ KAPATIYORUM

 

Gözlerimi kapatıyorum
Denizin tam ortasındayım
Ve alabildiğine sessiz
Sessizlik bile ürkmüş
Ne olacak der gibi bakmakta ufka

Tir, tir titriyorum
Beynim zerre, zerre akmakta
Ve içim boşalmış bir kuyu gibi
Taş atıyorum gittiği yeri göremiyorum
O kadar derin ve karanlık ki
Yönümü bulamıyorum ilk defa
Çok yorgunum

Kımıldasam bütün zamanlar

Ve anılar yüzüme patlayacak gibi
Kusmak istiyorum bütün güçsüzlüğüme rağmen
Dünyanın bana verdiğini ona geri vermek istiyorum.

Gözlerimi açıyorum
Hayal gerçeğe bulanmış bir tavada kızarıyor
Gerçek ise yorulmadan hayali kovalamakta

Hem de kızarmış halde...

Burcu YALKIN…

 
Apr. 11
Apr. 10
 

    

 

VAZGEÇTİM

 

Her gece yatağımda uykusuz
Bir o yana bir bu yana dönüp durdum
Görmek için düşümde hayalimde
Duymak için sesini
Kaç kere uzandı ellerim telefona
Aşkı, oyun bilişin aklıma geldi
Vazgeçtim...

Gezip durdum perişanlar gibi
Kâh sahillerde kâh tenha sokaklarda
Hayal kurup sen diye
Ağaçlara, dağlara, taşlara sarıldım
Elleri güldürecektim halime
İhanetin aklıma geldi
Vazgeçtim...

Açıp ellerimi yalvardım Allaha
Bir defacık tutmak için ellerini
Koklamak için saçlarını
Adaklar adayacaktım evliyalara
Umursuzluğun aklıma geldi
Vazgeçtim...

Kahırdan başka ne vardı sanki verdiğin
Acılardan zevk alır hale getirmiştin
Yine de
Görmek için seni, şeytana uyup
Bir daha bozacaktım yeminimi
Vedalaşmadan gidişin aklıma geldi
Vazgeçtim...

Paylaştığımızı sandığım
Güzel günler hatırına
Suçlu benmişim gibi
Af dileyecektim, gözlerine bakıp,
Her türlü cezana razı olacaktım
Boynumu büküp,
Bir daha gelecektim kapına
Başkasını
Başkasını sevdiğin aklıma geldi
Vazgeçtim...

…Mustafa KARAMELEK…

.

 
Apr. 9
 

 

SUSMAK DÜŞTÜ PAYIMA


Paylaşmaktı amacım senden gizlim olmadı
Derdimi derdin bilip dökmek düştü payıma
Aklım başımdan gitti kelimeler kalmadı
İncitemem bir tanem susmak düştü payıma

Sakındım koklamaya sen nadide gülümsün
Damarımda sermayem hayat veren dalımsın
Yokluğunda isyankâr deli dolu halimsin
Özlemin büyük ceza çekmek düştü payıma

Gülüşün aklım aldı bakışına tutuldum
Aşk’la oyun olmazmış bu gönüle ütüldüm
Unutulmuş lambada söndürülmüş fitildim
Işık vermez feneri yakmak düştü payıma

Hayal başka sen başka bir çare bulamadım
Sensiz yaşam neyleyim eylenip selemedim
Ben kendimde değilim ne dedim bilemedim
Gönlünün sarayını yıkmak düştü payıma


Aliye uyanık
Gebze


 
Apr. 7
idilwrote:
Mrb.Davetiniz için tşk.ederim sevgiyle kalın...Gülümseme
Apr. 6
idilwrote:
00086.jpg
 

AŞK ÖYLE GELMELİ Kİ İNSANA
KAPINI ÇALMADAN DAVETSİZ MİSAFİR GİBİ GİRMELİ İÇERİYE
VE SEN O MİSAFİRİN NEDEN? GELDİĞİNİ SORGULAMAMALISIN .
ÖYLE BİR GELMELİ Kİ.......... TOZA DUMANA KATMALI HERŞEYİ.
SENDEN BAŞKASINI GÖRMEMELİ GÖZLERİ
EL VERMELİ SANA......... SICACIK ELİNİ TUTTUĞUNDA YÜREĞİ YERİNDEN OYNAMALI
ÖYLE BİR GELMELİ Kİ ..........GÜMBÜR GÜMBÜR SES BIRAKMALI SIN YÜREĞİNDE
ÖYLE BİR ÖZLEMELİ Kİ.........MIH GİBİ ÇAKILI KALMALISIN YÜREĞİNDE
YÜREĞİ ACIMALI DÜŞÜNDÜKÇE SENİ...SADECE SANA SAKLAMALI GÖZYAŞLARINI.
SENİN DİZLERİNDE AĞLAMALI
ÖYLE BAKMALI Kİ YÜZÜNE!
UÇSUZ BUCAKSIZ OKYONUSTA TEK DAMLAYMIŞCASINA GÖRMELİ SENİ
VE SÖZLERİNDEN ÖNCE GÖZLERİ KONUŞMALI GÖZLERİNDE
ÖYLE BİR SEVMELİ Kİ .........GEÇMİŞİNDEKİ SEVDALILARINI ONUMU DAHA ÇOK BENİMİ DAHA ÇOK DEDİRTMEYECEK KADAR........ÇOK ÇOK ÇOK
YAŞANILAN..... HER SAATİN HER SANİYESİNDE BİLMELİSİN Kİ SENDEN BAŞKASI .......YOK YOK YOK.
ACEMİSİYSEN SEN AŞKIN....... KIRMALI EN ONARILMAZ EN KALIN KABUKLARINI.
SENİN SEVDAYA ÖZLEMİNİ BİLMELİ. SANA HERŞEYİYLE GÜVEN VERMELİ
SIRTIN OLMALI ARKANI YASLAYACAĞIN ........ BAŞINI KOYACAĞIN OMZUN OLMALI
SENİN ŞIMARIKLIĞINI ÇOCUKCA NAZLARINI ÇEKMELİ.... O AN SENİN NE SÖYLEDİĞİNİ DEĞİLDE NE DUYMAK İSTEDİĞİNİ BİLMELİ.
SENİ YANLIZLİĞINLA KAÇIP GİTMEMELİ ÖRNEĞİN
HER SEVGİLİ SEVGİSİNDEN DAHA FAZLA SEVİLMEYİ ÖZLENMEYİ İSTERMİŞ YA
İŞTE BUDUR SEVGİ......
SENİN KAPINI ÇALARKEN BİR KEZ DEĞİL BİN KEZ DÜŞÜNMELİ
SAHİLDEKİ BALIKÇI KADININ SÖYLEDİĞİ.....ADAM GİBİ ADAM DEDİĞİ GİBİ
SEVDİMİ ADAM GİBİ SEVMELİ
ADAM GİBİ SEVMESİNİ BECERMİYORSA MERTCE, (CÖMERTCE) ÇIKIP GİTMELİ ÇALMADIĞI KAPIDAN

 

Apr. 6
 

 

SEN BİLİRMİSİN

 

Kaç fırtına kopar benim içimde
Kaç deniz dalgası var bilir misin
Kaç gemi sallanır deryalarımda
Kaç gemi devrildi sen bilir misin

Sen bilmezsin benim gibi yanmadın
Ben perişan benden beter olmadın
Benim gibi sararmadın solmadın
Gizli, gizli yandım sen bilir misin

Geceler geçirdim göz kapatmadan
Uyumadım kalktım şafak atmadan
Kaç öğün geçirdim lokma yutmadan
Kaç hafta ağladım sen bilir misin

Sen bilmezsin saçın başın yolmadın
Sen bilmezsin karanlıkta kalmadın
Sen bilmezsin aşk atına binmedin
Kaç eğer eskittim sen bilir misin


Kaç mevsim kaç sene benim içimde
Kaç kara gün geçti zorlu biçimde
Kaç damla kaç dere ırmak içinde
Sağanak, sağanak yağdım sen bilir misin

Sen bilmezsin yüreğimin sancısın
Sen bilmezsin şu gönlümün acısın
Sen bilmezsin sen canımın içisin
Her gün böyle yandım sen bilir misin

 

…Ali Seydi ŞAHİN…


 
Apr. 5
March 09

ANTİ DEVRİM

               ANTİ DEVRİM

 Çok güzel sahneler ve becerikli oyuncular.Rejisör ve yönetmen iyi sahnelemiş.Dört dörtlük bir oyun.Çaktırmadan devrim.Oyuncuları ve senaryoyu hazırlayanları takdir etmek gerekir.Kendileri bakımından çok başarılı.Sevr anlaşmasını başaramayanlar,yeni bir senaryo ile hazırlık gördüler.Oyuncular Türk.Kaleyi içten  yıkmak için Türk oyuncular gerekiyor du.Önce beyinleri yıka,eğitim değişikliği yap,okullarda anti bilgiler ver,yetiştir.İşte oyuncular tam emir alacak ve dört dörtlük oyunu oynayacak kapasitede.Türk Halkını uyandırmadan ver Kıbrıs ı. (Al canım,Kıbrıs neme yarar) Ya şu ‘’vakıflar yasası’’ ? (Tamam,onu da çıkartalım.Kitler, bankalar ,sanayi kuruluşlarımız ne işimize yarar,alın onları da,şu akarsularımız da boşa gidiyor onları da alın,kim uğraşacak! Bize borç dolar verin,durumu idare edelim.)

  Ha!! Bir şey daha var: Resmi dil de neymiş? Bizim azınlık dediklerimizin dillerinde yayın yap.Türkiye  çok büyük , 18 devlete ayırmak daha iyi olur.Tamam TRT de dilleri hallederiz ama 18 devlet aniden olmaz,ağır ağır ,alıştıra alıştıra.)

 Bu ağır gitme hızlandı beyler.Miting alanlarında yapılan oyunları görüyoruz.Bu vesile ile ilk uyanışı Silivri de bağımsız adayımız ERCAN ÇAKIR’I  yapmalıyız.Ya uyanıp destek vereceksiniz ya da ilelebet uyuyacaksınız.            Artvin Tem. LİVANELİ.

February 04

Ebu Hureyre radıyallahu anh'ın rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisselam şöyle buyurdular:



Ebu Hureyre radıyallahu anh'ın rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisselam şöyle buyurdular:

Cehennemliklerden kendilerini dünyada henüz görmediğim iki grup vardır:
Biri: Sığır kuyrukları gibi kırbaçlarla insanları döven bir topluluk Diğeri de: Giyinmiş oldukları halde çıplak gibi olan ve öteki kadınları da kendileri gibi giyinmeye özendiren, başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır
İşte bu kadınlar cennete giremedikleri gibi, şu kadar mesafeden hissedilen kokusunu bile alamazlar (Müslim) 

 

> Eşarbı vakkodan alınmış bone
> İnanması çok zor ALLAH'IM bu ne
> Altında pantolon modaymış gene
> Giyinmek manası örtünmek inan
> Bu fetvayı kimden aldın Müslüman?
>
> Daracık pardösü yırtmaç yarısı
> Tamamen ortada vücut yapısı
> Başları döndürür parfüm kokusu
> İnsanın ziyneti hayadır inan
> Bu fetvayı kimden aldın Müslüman?
>
> Ten rengi çoraplar görmez setreni
> Modada geçecek alman Ketreni
> Eli kolu kuyumcu vitrini
> İslami yaşayış bu değil inan
> Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?
>
> Moda diye bizi soydular
> Örtümüzü alıp bir kenara koydular
> Bizi öyle görüp sevinç duydular
> Bizim dinimizde bu yoktur inan
> Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?
>
> Modern Müslüman'ın işi pratik
> Evinde eşyası hep otomatik
> Dokun parmağını bütün işler bitik
> Bu rahatlık bizi bizden aldı
> Müslüman Sadece mutluluk bu değil inan
> Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?
>
> Sabah gezmesinde kahveler fallar
> Çarsı pazarlarda aşındı yollar
> Oğlum kızım diyeyığıldı mallar
> Hayatın gayesi bu değil inan
> Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?
>
> Kimisi avamdan kimisi derviş
> Gözleri sürmeli topuk bir karış
> Modern Müslümanlar böyle giyermiş
> İslam'ın özünde bu yoktur inan
> Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?
>
> Üstünde pantolon kılarsın namaz
> Ne olur sözümü dinlesen biraz
> Rasulullah seni böyle tanımaz
> Sünneti yaşamış olmazsın inan
> Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?
>
> Zamanı çaldı dizi filmler
> Rafları süsledi cilt cilt ilimler
> Bizi görse kahrolurdu alimler
> İslami yaşayış bu değil inan
> Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?
>
> Süslenir püslenir gezer düğünde
> Yeri baş köşedir paralı günde
> ALLAH için nefes tüket bir günde
> İslami yaşayış bu değil inan
> Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?
>
> Bir de deriz Müslüman'ız hepimiz
> Kötülük düşünmem, kalbimiz temiz
> Namaz borcumuzdur elbet bir gün öderiz Gerçek Müslümanlık bu değil inan
> Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?
>
> Sen böyle değildin ne oldu sana
> Kaygı duymuyorsun dininden yana
> Sıyrıldın özünden döndün yabana
> Gerçek hassasiyet bu değil inan
> Bu fetvayı nerden aldın Müslüman?
>
> Sormayın dertliyim bunlardan yana
> Şanlı tarihine dönüp bir baksana
> Üzülmez mi görse Fatıma ana
> ALLAH seni konu yaptı Kurân'a
> Nisa suresinde geçiyor inan
> Neden açıp okumuyorsun Müslüman?

February 03

Sosyal Güven(siz)lik Geliyor! Dikkat!!!

Sosyal Güven(siz)lik Geliyor! Dikkat!!!

Hergün bir sürü email gönderiyoruz. Ama bizi çok yakından ilgilendiren konularda duyarsız kalıyoruz. Lütfen bütün herkesi ilgilendiren bu e-maili gönderebildiğiniz kadar çok kişiye gönderiniz... Sonuçta bu hizmetlerden bizler ve çocuklarımız yararlanacağız!!!

Şu anda mecliste bekleyen 5510 sayılı (Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) yasa tasarısı eğer yasalışırsa pek çok hakkımızı kaybedeceğiz.

Sağlık ve sosyal güvenlik haklarımızda oluşacak kayıplardan bazıları şöyle:


Ø Zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem kadınlar, hem de erkekler için
65'e çıkarılacak. (Madde 28)

Ø Emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5.000'den 7.000 güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu
9.000 gün prime çıkacak. (Madde 27)

Ø Emekli maaşları
% 23 ila % 33 arasında düşürülecek. (Madde 29)

Ø Yıpranma hakkı
gasp edilecek

Ø Aylık geliri 139,6 YTL'den fazla olan bütün vatandaşlar her ay
73 ila 475 YTL Genel Sağlık Sigortası primi ödemek zorunda kalacak. (Madde 88)

Ø Sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de 'katılım payı'
adı altında para ödenecek. (Madde 68)

Ø 'Katılım payı' gerektiğinde
beş katına kadar arttırılacak. (Madde 68)

Ø Bütün sağlık hizmetleri paralı olacak.

Ø Sağlık hizmeti alabilmek için bu ülkenin vatandaşı olmak, üstelik vergi ödemek, dahası Genel Sağlık Sigortası primi yatırmak, hatta bir de 'katılım payı' ödemek yetmeyecek. Şimdi bir de 'ilâve ücret' adı altında para ödemek gerekecek. (Geçici Madde 5)

Ø Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anlaşılır ve emzirme teşvik edilirken Türkiye'de 'sigortalının çocuğuna bir ay anne sütü yeter' mantığı geçerli olacak. Daha önce doğum yapan sigortalılara altı ay süreyle verilmesi öngörülen emzirme yardımı bir aya düşürülecek.

Ø Hastalanan sigortalılara verilen iş görememezlik ödeneği
% 16 azalacak. (Madde 18, 19, 80)

Ø Emekli Bağ-Kur'lularının maaşından 10 yıl süreyle % 10
oranında Genel Sağlık Sigortası primi kesilecek. (Madde 88)

Ø Primini ödeyemeyen vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak, hastane kapılarından geri dönecek. (Madde 88, 89 ,90)

Ø Primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuğuna buğdayına, üzümüne tütününe
el konulacak. (Madde 87)

Şu anda sadece Türkiye'de değil dünyanın pek çok ülkesinde benzer politikalar uygulanmaya çalışılıyor. Devletler sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarını azaltma çabasındalar. Fransa ve Yunanistan'da büyük grevler ve yürüyüşlerle bu yasalar engellenmeye çalışılıyor. Şu an yasanın getirecekleri ile ilgili yeterli farkındalık yok. Biz de bu yasayı engelleyebiliriz. Biz karşı koyarsak bu yasayı geçiremezler!

AK PARTİ GERÇEĞİ SİLİVRİLİ GENÇ ATATÜRKÇÜLER DERNEĞİ üyelerine

AK PARTİ GERÇEĞİ

 
Bugün, 20:40'da
Bir süreden beri internette mail gruplarında dolaşan bir mail var. İçeriğine baktığınızda bir takım bilgilerin toplandığı ve bunların "ilkler" diye sunulmasından ibaret.
AKP Genel Merkezi'nin canını oldukca sıkan bu maili bugüne kadar tam 7 milyon internet kullanıcısı okumuş. Yahoo ve Gmail mail gruplarında şu sıra en popüler içeriklerden birisini bu mail oluşturuyor. ..
İşte AK Parti'nin canını çok sıkan o mail:
"Türkiye'deki icraatlarının unutulmaması ve bakar körlerin gak guk etmemesi
için Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP'nin Türk siyaset tarihindeki bazı
ilklerini hatırlatmakta yarar görüyorum.
1- İlk defa bir Başbakan " Tezkere geçmezse memura maaş ödeyemeyiz" dedi
2- İlk defa ekonomi büyürken işsizlik arttı
3- İlk defa cari açık verilirken döviz kuru arttı.
4- İlk defa bir Başbakan zam isteyen memura "İMF'yi ikna edin" dedi.
5- İlk kez ithalat 100 milyar doları aştı
6- İlk kez cari açığın üstünde borçlanma yapıldı
7- İlk kez Yunan kilise bankası Türkiye'de banka satın aldı.
8- İlk defa domuz, kesimlik hayvanlar arasına alındı
9- İlk defa düşük faizli dış borç yüksek faizli iç borç ile ödendi
10- İlk defa bir Başbakan ve Dışişleri Bakanı, islamiyeti yok etmeye yemin
eden bir Papa'nın heykeli önünde fotoğraf çektirdi.
11- İlk defa bir Başbakan " Toprak satılıyorsa alıp götürmüyorlar ya" dedi.
12- İlk defa bir cami kiliseye çevrildi.
13- İlk defa kilise ve havralar imar planında yer aldı.
14- İlk defa bir Başbakan Yahudi düşünce kuruluşundan " Üstün Cesaret Ödülü" aldı.
15- İlk defa Türk askerinin başına ABD güçlerince çuval geçirildi.
16- İlk defa bir Başbakan " bir dönem dini kullandık" dedi.
17- İlk defa petrol kanunu ile yabancılara 50 yıllık imtiyaz verildi.
18- İlk defa yabancı rantiyecilere vergi muafiyeti tanındı.
19- İlk defa iletişim sektörünün tamamı yabancıların eline geçti.
20- İlk defa tezkere ret edilmesine rağmen Dış İşleri Bakanlığı genelgesi ile silahlar Türkiye üzerinden geçti.
21- İlk defa bir Başbakan İslam dünyasının sınırlarını değiştirecek BOP'un eş başkanı oldu.
22- İlk defa bir Başbakan Müslüman topraklarını işgal eden ABD askerlerininevlerine sağ salim dönmeleri için dua ettiğini açıkladı.
23- İlk kez İsrailli bir işadamına çok gizli bir şekilde 800 milyon dolar kaynak aktarıldı.
24- İlk defa bir Başbakan yapılan ihalede önce uçak istedi ama sonra Mercedes'e razı oldu.
25- İlk defa fındık üreticileri en büyük mitingi yaptı.
26- İlk defa bir Başbakan Türkiye'yi pazarladığını açıkça itiraf etti.
27- İlk defa tarımsal üretimde dış ticaret açığı ortaya çıktı.
28- İlk defa bir Başbakan çiftçilere " Gözünü toprak doyursun" dedi.
29- İlk defa kap kaç diye bir sektör ortaya çıktı.
30- İlk defa zina suç olmaktan çıktı.
31- İlk defa bir Başbakan en fazla yurt dışı gezisi yaptı.
32- İlk defa bir Başbakan " Borç yiğidin kamçısıdır" diyerek borçlanmayı bir başarı olarak gösterdi.
33- İlk defa enflasyon % 10 artarken pancar fiyatları 99 kuruştan 88 kuruşa indi.
34- İlk defa çiftçi ve emekliden vergi alınması sözü verildi.
35- İlk defa bir Başbakan Danışmanı Amerikalılara Başbakan için "Bu adamı kullanın, onu rogara süpürmeyin " dedi.
36- İlk defa GSMH artarken KDV tahsilatı yerinde saydı.
37- İlk defa bir Başbakan TMSF katkısıyla bu kadar çok TV ve gazete yönlendirdi.
38- İlk defa Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı misafir olarak gelen bir kralın ayağına gitti.Hem de 10 Kasım günü...
39- "İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ÇİFTÇİYE "ANANIDA AL GİT" DEDİ...
40- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ŞEHİD ZİYARETTİNDE "ASKERLİK YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR"DEDİ
41- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN 300 M LİK GEMİYE GEMİCİK DEDİ.
42- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ..... GAZETELERİNİ OKUMAYIN TELEVİZYONLARINI AÇMAYIN DEDİ.
43- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNEN İNSANLARI DİNSİZLİKLE SUÇLADI.
44- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN İÇİN CUMHURİYET MİTİNGLERİ YAPILDI.
45- İLK DEFA BİR HALK KENDİ LAİKLİĞİNDEN VE ÖZGÜRLÜĞÜNDEN OLMAKTAN KORKTU...
46- İLK DEFA ATAMI ANLIYORUM."


Bu hızla Tayyip Erdoğan bu dönemde ülkemizde ki her şeyi özelleştirmiş olacak...
İş bu ya özelleştirmeye ve satmaya kafayı takmış olan başbakanımız en sonunda kendisini özelleştirir mi?
- Türk Telekom, Arap'ın.
- Telsim İngiliz'in.
- Kuşadası Limanı İsrailli'nin.
- İzmir Limanı Hong Konglu'nun...
- Araç muayene işi Alman'ın.
- Başak Sigorta Fransız'ın.
- Adabank Kuveytli'nin.
- İETT Garajı Dubaili'nin.
- Avea Lübnanlı'nın.
- Petkim? Ermeni'nin. (Kazak'a sattık, dediler. Kazağı bi çıkardık Ermeni...)
- Rakı, Amerikalı'nın.
- Finansbank Yunanlı'nın...
- Oyakbank Hollandalı'nın.
- Denizbank Belçikalı'nın.
- Türkiye Finans Kuveytli'nin.
- TEB Fransız'ın.
- Cbank İsrailli'nin.
- MNG Bank Lübnanlı'nın.
- Alternatif Bank Yunanlı'nın.
- Dışbank Hollandalı'nın.
- Şekerbank Kazak'ın.
- Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'ın.
- Turkcell'in yarısı Finli'nin Rus'un.
- Beymen'in yarısı Amerikalı'nın.
- Enerjisa'nın yarısı Avusturyalı'nın.
- Garanti'nin yarısı Amerikalı'nın.
- Eczacıbaşı İlaç, Çek'in.
- İzocam, Fransız'ın.
- TGRT(Fox) Amerikalı'nın.
- Demirdöküm Alman'ın.
- Döktaş Fransız'ın.
- Süper FM Kanadalı'nın.

Hepsi TÜRK' tü bir zamanlar... sadece 5.5 yıl önce. (yani AKP hükümetinden önce)
Önemli! Borla çalışan araba üretildi, Türkiye kıskaçta. Arabayı bor madeniyle çalıstıracak patentli 600 proje olduğu ortaya çıktı. Turkiye, dünya rezervinin yüzde 70`ine sahip."
February 01

Dr. Necip Hablemitoğlu (2)ETKİ AJANLARI - NÜFUZ CASUSLARI VE FETHULLAHÇILAR RAPORU

Türkiye'de sayısal yönden en çok etki ajanına, ajan provokatöre ve de eli kanlı teröriste sahip

olan İran, bu iş için istihbarat servisleri SAVAMA ve VEVAK'ı görevlendirmiştir. Bu servis

elemanlarının saptadıkları aday öğrenciler, Kum Kentindeki medreselerde dinsel eğitimden

geçirildikten sonra askeri ve siyasal eğitime tabi tutulmaktadır (2). Şah döneminde sadece

Türkiye'den kaçak yollardan giden şiiler (caferiler) profesyonel eğitime alınırken, günümüzde

mezhep farklılığı "İslami Devrim" kıstasından hareketle artık önemsenmemektedir. Suudi

Arabistan ise, adayları belirledikten sonra Cidde ve Riyad'daki üniversiteleri ile Mısır'daki El-

Ezher Üniversitesi'nde eğitime almaktadır. Suudi Arabistan'ın, profesyonel eğitiminde tıpkı

İran'ın caferi olma koşulundan vazgeçmesi gibi, vahhabi olma koşulundan, taktik gereği

vazgeçtiği gözlemlenmektedir. Bu ülkenin etki ajanları ile ilişkisinin sürekliliği, hac

organizasyonları ile doğrudan ilgilidir. Suriye Muhaberatı ise, Irak'daki Saddam karşıtlarını

"Birleşik Cephe" kapsamında çok yönlü eğitirken, Türkiye'de -özellikle de Hatay'daki- arap

kökenli aday gençlerin eğitimleri ile de yakından ilgilenmekte; rejim karşıtı her türlü ideolojik

ve etnik yapılanmaların özellikle askeri eğitimine lojistik destek vermektedir.

Adayları kendi ülkesinde özellikle eğitme çabası olmayan ülkelerin başında ise Çin Halk

Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu ile İsrail gelmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti'nin İstihbarat

Örgütü olan GRI, yönlendirici ajan adaylarını, dış ülkelerdeki maocu yapılanmalardan

belirlemekte; birey olarak ele almaktan daha çok, örgütsel disiplini ve kullanımı

öngörmektedir (3). Rusya Federasyonu, eski Sovyet dönemindeki ideolojik sevk üstünlüğünü

kaybetmişse de, kendi topraklarında "askeri eğitim" ve "diplomatik koruma" ya da

"gözyumma" gibi lojistik destekler karşılığında PKK gibi belli terörist yapılanmalara hâlâ söz

geçirebilmektedir. İsrail'in MOSSAD'ı ise, dünyadaki tüm musevilerin birer profesyonel servis

ajanı olduğu inancından hareketle, ırkçı yobazlığını sürdürerek, profesyonel etki ajanı

yetiştirmek yerine satınalınabilir aydınları kullanmayı yeğlemektedir. Örnekleri çoğaltmak

elbette ki mümkündür. http://denemehaber.tr.gg/Dr-.--Necip-Hablemito%26%23287%3Blu-d--ETK%26%23304%3BAJANLARI-_-

N-Ue-FUZ-CASUSLARI-VE-FETHULLAH%C7ILAR-RAPORU-B.oe.l.ue.m-_-1-_.htm

2. TÜRKİYE'DEKİ ETKİ AJANI BORSASI: FETHULLAHÇILAR...

Mevcut şeriatçı yapılanmalar içinde eğitime, dolayısıyla insana en fazla yatırımı yapan;

ABD'nin tüm dünyada tarikatlara öngördüğü modeli ülkemizde en iyi uygulayan fethullahçılar,

laik Cumhuriyetimizin öncelikli en büyük tehdidi konumunda. Arkalarındaki dış desteğin ABD

olduğunu bugün artık Türkiye'de de, dünyada da bilmeyen yok. Bilindiği gibi, bu illegal

yapılanmanın liderinin müritleri tarafından verilmiş "hocaefendi" ünvanı da Devrim Yasalarına

göre suç. Ancak, suç olmasına karşın ülkemizdeki kimi etki ajanlarının, üstlendikleri tüm

resmi sorumluluklara karşın, sözkonusu elebaşıları tanımlamakta kasden "hocaefendi"yi

kullanmakta ısrar etmeleri, diğer illegal şeriatçı yapılanmalar için de özendirici faktör

oluşturmuştur. Artık, süleymancılar, nakşiler, vilayet imamları için bile hocaefendi ünvanını

alenen kullanmaya başlamışlardır. Dolayısıyla yurtiçinde ve dışında laik hukuk devleti

aleyhine faaliyet gösteren hocaefendilerin yanısıra, hatta ahirete intikal ettikten sonra bile

müritleri tarafından bu ünvana lâyık (!) bulunan hocaefendilerin sayısında da tuhaf bir artış

gözlemlenmektedir.

Konumuza dönersek, işte bu hocaefendilerden biri, bir yılı aşkın bir süredir ABD'de "zorunlu

ikâmette". Nedeni, şayet dönerse, büyük bir olasılıkla, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine

sızma girişimine azmettirmek ve bu amaçla gizli teşekkül oluşturmak suçlaması ile açılacak

davalardan yargılanacak. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden Yargıtay'a, kendi deyimleri ile

adliyeden mülkiyeye, maariften emniyete kadar kadro gücünü kanıtlayan; avrasya ölçüsünde

dağıtımı yapılan bir gazete ile "yeryüzü kanalı" iddiasındaki bir televizyona, yılda 1 katrilyon

TL'nı aşan ciro yapan yüzlerce şirkete, yurtiçinde ve dışında 300 civarında okula, onbinlerce

ışıkevine, yüzlerce öğrenci yurduna, yüzlerce dersaneye, yurt içinde ve dışında

üniversitelere, -çoğu iyi derecede yabancı dil bilen öğretmen ve dış ticaret uzmanıonbinlerce

profesyonel personele, en az 25 milyar dolarlık bir mal varlığına sahip bulunan bu

illegal yapılanmanın hocaefendisi, iç ve dış desteklerine, DGM'de sırf vatanına dönebilmesi

için özel (!) surette TCK 313'e indirgenen davasına rağmen, Türkiye'ye dönemiyor. Oysa,

dönse, belki de Başbakan dahil TBMM'nde grubu bulunan tüm partilerin liderleri "geçmiş

olsun" ziyareti için sıraya girecek. Ama nerede? İmralı'da mı, işte o dönmediği-dönemediği

için de hiç kimse ziyaretçi kabul edeceği resmi koğuş binası hakkında bir tahmin yapamıyor.

Sözkonusu hocaefendilerden biri olan malûm zât, kalabalık maiyeti ile -buna 24 saat

yanından eksik olmadığı söylenen doktorları dahil-Pennsylvania Eyaletinde Philedelphia

yakınlarında özel bir çiftlikte yaşıyor. Çiftliğin bulunduğu bölgenin FBI koruması altında,

refakat memurlarını (conducting officer) gözetiminde olduğu ve buralardaki çiftliklerde

yaşayanlara birinci derecede özel öneme sahip koruma programının (countursurveillance

faaliyeti) uygulandığı kaydediliyor. Örneğin, telefon rehberinde hocaefendinin ya da bir başka

Türkün adı yok. Özel çiftlik arazisine girme yasağını belirten levhaları ve de refakat

memurlarını geçmek mümkün değil. Gerçekte bu çiftliğin, cemaatin gazetesinin

sorumlularının da aralarında bulunduğu, ABD yasalarına göre kurulan "Altın Nesil Vakfı"

adına FBI tarafından fethullahçılara 1991'in başında tahsis edildiği ve aynı yılın ortalarında

YÖK ya da MEB bursu ile bu ülkeye gönderilen fethullahçı yüksek lisans öğrencilerinin bir

yaz kampı oluşturarak söz konusu çiftlikte örgütlenme toplantıları gerçekleştirdikleri biliniyor.

Üstelik, CIA yetkililerinin Eyalet Valisi ile temasları sonucu, cemaatin eyalet sınırları içinde bu

yıl bir de okul açtığı gelen -teyidi alınmış- duyumlar arasında.

Fethullahçılar, bugüne kadar A.B.D. derin devleti (NSA, CIA, FBI, SDDS, NSC vd.) ile

ilişkilerini inkâr edecek bir açıklama yapmaktan sürekli kaçındılar. Hatta bu tür şüpheleri, hem

de hocaefendilerinin ağzından "dünya jandarmasının arkalarında olduğu" kanısını

uyandıracak, kamuoyunda kendilerine daha bir olağanüstü güç hamlettirecek açıklamalarla

artırmak için özel çaba sarfettiler (4).

Diyelim ki böyle bir durum yok, ileride takiyye yaparak bu girift ilişkiyi inkâr edebilirler. Şimdi,

fethullahçı yapılanmasının istihbarat tekniğine dayalı kısa bir irdelemesi, sizleri olası bir

inkârın tüm dayanaklarını ortadan kaldıracak verilere götürecektir.

İsterseniz en basitinden başlayalım, daha teknik ayrıntı ve bilgileri DGM Savcısı ile Askeri

Savcıya bırakalım: Hocaefendilerin tümünü "masum" varsayalım: A.B.D.'nde ikâmetin

yasayla belirlenmiş katı koşulları bulunmaktadır. Hiç kimse yasal olarak, resmi başvuru

yapmaksızın ve de gerekçesini belgelemeksizin -defactor statüsü hariç- bu ülkede altı aydan

uzun bir süre kalamaz.

Kaldı ki bu hocaefendilerin en ünlüsü, Haziran 1999'da Show TV'de Reha Muhtar'a yaptığı

bir saati aşan açıklamada, 14 gün sonra Türkiye'ye döneceğini taahhüt etmiştir. Tabii ki hem

de kamuoyuna yapılan bu taahhüt sahibi tarafından bugüne kadar hâlâ yerine getirilmiş

değildir. Hocaefendilerin tümünün yeşil karta sahip olmaları teknik açıdan olanaksız, çünkü

yasal koşullar uymamaktadır.

Bu ülkede yaşayanlar, sıradan insanlar için lotarya şansı (!) dışında yeşil kart almanın

zorluğunu ve formalitelerini çok iyi bilmektedirler. Gerçekte, ABD'de derin devlet koruması

altındaki hocaefendilerin, "kaç!" komutunu aldıkları andan itibaren CIA "İltica ve Taraf

Değiştirme Departmanı"nın acil (exfiltration) planına dahil olarak kendilerine tanıdığı

kolaylıklardan yararlandıkları bilinmektedir. Bu arada, Merve Kavakçı gibi ABD

vatandaşlığına alınmışlarsa o başka. O zaman her şey apaçık ortada olacağı için bu

irdelemenin ayrıca bir anlamı kalmaz. Bu arada, ABD Büyükelçiği ve Konsoloslukları,

hocaefendilerini ziyaret amacıyla cemaatten usulüne uygun gönderilen tüm ziyaretçilerin vize

problemini -10 yıllık vize vererek - çözümlemektedir. Cemaatten sızan bilgilere göre,

cemaate dahil dışticaretle iştigal eden tüm şirketler, temsilcilik açarak bu ülkeye sermaye

aktaracakları taahhüdünde bulunmuşlardır.

Hocaefendinin haleflerinden biri olan Amerika Kıta İmamı ve aynı zamanda cemaatin ABD

Başkanı İ. İsmail Büyükçelebi, -Başkanlık (imamet ve riyaset) merkezi New Jersey'de

bulunmaktadır- ülke

(yeni vatan) çapındaki sistematik örgütlenme çalışmalarına 11 Haziran 2000'de ABD'nin en

kuzeybatısındaki Seattle'daki bölge toplantısı ile start vermiştir. Bugüne kadar daha ziyade

saf insanlarımızdan para çarpmak için düzenledikleri himmet toplantıları, örgütlenme

toplantıları ile çeşitlilik göstermiş bulunmaktadır. Aynı toplantıların Kanada'yı da kapsayacağı,

cemaatin burada da sermaye aktarımı yoluyla göçmen vizesi kolaylığından faydalanarak

koloniler oluşturacağı önesürülmektedir. Zaman gazetesinden Nuh Gönültaş'ın deyimi ile

"Amerika'nın zorunlu keşfi" başlamıştır. Herhalde hocaefendileri, tarihe pekçok

sapkınlıklarının yanısıra, müritlerinin ikinci Kristof Kolomb'u olarak da geçme niyetindedir...

Hocaefendilerin aldıkları ilkokul mezunu emekli maaşı ile bunca süre ABD'de nasıl -hem de

Mayo Fethullahçı Kliniği dahil- tedavi görüp, 24 saat süreyle doktor gözetiminde nasıl

kalabildiğini; çiftlikte rutin harcamaların yanısıra, kâhya, aşçı gibi personelin maaşlarını nasıl

ödeyebildiğini; her hafta onlarca, bazen yüzlerce misafirin ağırlama masrafını nasıl

karşılayabildiğini kerametle açıklayan müritlere inanmak ne derecede olanaklı?!. Keza,

ilkokul mezunu olmanın verdiği yabancı dil düzeyi (!) ile İngilizcenin güncel terminolojisini de

kullanarak "Fountain" dergisine yazdığı akademik (!) düzeydeki makalelerin kerameti -her ne

kadar inanmasak da -nereden geliyor? Amazon şirketi, ingilizce yazılmış kitaplarını nasıl

pazarlıyor? CIA ile organik dayanışma içindeki ABD üniversitelerinden hangilerinde

hocaefendilerinin bilimsel (!) çalışmaları ile ilgili onlarca doktora çalışması yürütülüyor? Paul

Henze, Graham Fuller, Lois Freeh, Carey Cavanaugh gibi ünlü istihbaratçı ve malûm

kişilerle, hatta çiftlikte beraber kalıp, eyaletleri birlikte gezdikleri istihbarat memurları

(handolder) ile hangi dil düzeyi ile iletişim kuruluyor? Hiç şüphesiz bunlar küçük ve önemsiz

sorular.

Fethullahçı yapılanma, CIA'nın öngördüğü tarikat (sözde sivil toplum cemaati) modeline -

Mormon, Moon, Scientology vd. gibi- tıpatıp uymaktadır. Modelin amacı, tarikatları, birer sivil

toplum örgütü (NGO) olarak yeniden yapılandırmak; küreselleşme sürecinde mevcut düzene

karşı çatışma görünümü yaratmadan uysallaştırmak... Öncelikle müridin toplumsallaşması ile

başlatılan süreç, suya bir taşın atılmasıyla oluşan halkalar gibi müridi kuşatan çevreler

yaratmaya dayanıyor. Bu çevreler; Sosyal çevre/yakın çevre olarak ailenin ve müridin içinde

bulunduğu bir anlamda özel alan olan cemaat; Cemaatın kendi ekonomik, eğitim, sağlık,

teknolojik, politik ve kültürel sistemlerine dayalı kamusal alan (cemaatın kendi

gereksinimlerini karşılarken, bu sistemler aracılığıyla cemaatin sürdürülebilirliğine,

gelişmesine ve yayılmasına olanak sağlamaktadır); Tüm bunları da içine alan, cemaatın

inanç-düşünce sistemine göre oluşturulan yönetim sisteminden oluşmaktadır.

Yönetim sisteminde, kâinat imamından, düz müride kadar inen hiyerarşik sıralama önem

taşımaktadır. ABD için hiyerarşinin sadece tepesini kontrol altında tutmak yeterlidir, çünkü

cemaat disiplini nedeniyle tabanda sıkıntı yaşanmayacaktır. Oysa, ulus-devlet yapılanması

içinde sömürüye dur diyenler her zaman var olacaktır, dolayısıyla da hedef ülkeye yönelik

her yatırımının maliyeti ve riski yüksek olacaktır. ABD'nin tarikatlara öngördüğü modelde,

önemli olan hiyerarşinin tepesinde yer alan tek karar vericiyi ve veliahtlarını-varislerini sımsıkı

kontrol altında tutabilmektir. Bu modelde, hocaefendinin yanısıra, kıta imamları ülke imamları

ve de az sayıdaki danışman ABD'ne (CIA) muhataptır. Dolayısıyla istihbari gizlilik sadece bu

üst kesim için sözkonusudur. Daha altta yer alan bölge imamları, il-esnaf-semt-ev imamları,

ortaokul-lise ağabeyleri, serrehberler ve şakirtler, cemaatin özgün gizlilik kuralları

çerçevesinde faaliyet göstermektedirler.

Örneğin, ışık evlerinin gizliliği, en az emniyetteki kadroların gizliliği kadar önem taşımaktadır.

Yurtdışı faaliyet göstermeye tam yetkili muhatapların mutlaka kod adları (alias)

bulunmaktadır. Örneğin, hocaefendilerinden birinin Türkçe kod adları arasında "Abdülfettah

Şahin", "***" (üç yıldız), "Molla", "Dahhak" (arapça gülen anlamında) bulunmaktadır (CIA

nezdinde geçerli ingilizce kod adları henüz deşifre olmamıştır).

Pennsylvania'daki çiftlik adresinin gizliliği, en tepedeki hocaefendinin Türkiye'deki eski

ikâmetgahı konusu için de geçerlidir. Örneğin, resmi makamlara (mahkemelere) hâlâ ikâmet

adresi olarak (Accommodation Adress) bir aracı adres verilmektedir.

Adres incelendiğinde, İzmir'de faaliyet gösteren cemaate ait bir yayınevi çıkmaktadır. Tüm

resmi yazışmalar, İzmir Kemeraltı'daki bu adres üzerinden yapılmaktadır. Hatta adıgeçen,

ABD'de yaşadığı halde, bu ikâmet adresinde hala 150.000.000 TL (yüzellimilyon TL) maaşla

redaktör olarak çalışıyor gösterilmektedir. Aynı kişinin İstanbul'daki resmi ikâmetgahı ise

kayıtlarda yeralmazken, okul, dernek ve vakıf binalarında kendisine tahsis edilen özel

katlarda kaldığı, faaliyetlerini buralardan sürdürdüğü ve her ziyaretçi grubundan sonra sık sık

adres değiştirdiği bilinmektedir. Legal, devlet karşıtı olmayan, salt dinsel ya da siyasal

faaliyetlerde bile bu olağanüstü gizliliğe gerek duyulmazken, fethullahçıların bu aşırı

duyarlılığının özel nedenleri olsa gerektir. Bu örgütsel yapı ve gizliliğe verilen aşırı önem,

fethullahçıların bir Ajan Şebekesi (Agent Net) olduğuna ilişkin kuşkuları kuvvetlendirmektedir.

Sayıştay ve Danıştay başta olmak üzere adli ve idari yargıya, Anayasa Mahkemesi'ne,

İçişleri ve Milli Eğitim Bakanlıkları dahil devletin stratejik önemi haiz tüm kurum ve

kuruluşlarına ötedenberi ızma çabası içinde bulunan fethullahçılar, Türk Silahlı Kuvvetleri

içinse özel bir (infiltration) stratejisi izlemektedirler. Saptanan fethullahçı ajanların ordu ile

ilişkisi Yüksek Askeri Şura kararları ile kesilse de, bu stratejinin mimarlarının ve

yöneticilerinin yaptıkları bugüne kadar yanlarına kâr kalmaktaydı. Şimdi, gecikmeli de olsa,

bu sızma girişimlerinin sorumluları da –başta hocaefendileri, bölge ve il imamları, askeri okul

sınavları için özel ders veren dersane yönetici ve öğretmenleri olmak üzere- geriye dönük

olarak hesap vereceklerdir (gelecek sayıda, fethullahçılara uygulanacak askeri ceza

mevzuatının yanısıra, İmralı ve diğer askeri hapisanelerde --beyazsaray- konuklar için

uygulanan günlük program verilecektir. Takip eden yazılarda da fethullahçı yapılanmanın tüm

sorumluları; şûra üyeleri, kıta ve ülke imamları, bölge ve il imamları, medya ve eğitim

sorumluları, temsilciler, emniyetçiler ve de üst düzey bürokratların isimleri çarşaf listeler

halinde deşifre edilecektir - N.H.).

Bizzat kendi yandaşlarının açıklamalarına göre, hocaefendileri, yakın zaman öncesine kadar

Türk devletinin istihbarat örgütlerine ajanlık yapmaktaydı; bir başka ifadeyle gerekli ve önemli

bulduğu sakıncasız bilgileri -sırf gizli ilişkilerin ve amacın örtülmesine yönelik olarak (second

cover)- Türk ilgili makamlarına iletmekteydi.

CIA ile bağlantının gelişmesinden sonra bu tür enformasyon hizmeti, (double-agent) statüsü

içinde bir süre daha devam etti. CIA bağlantısı, fethullahçıların ve de hocaefendilerinin

yerinde yani kendi vatanlarında taraf değiştirmeleri (defection in place) sonucuna yol açtı; ta

ki bu çarpık ilişkiyi Türk silahlı Kuvvetleri ve MİT farkedinceye kadar kamuoyu onları "barışın,

hoşgörünün, uzlaşmanın" simgesi olarak tanımaya devam etti...

Fethullahçılar, bir yandan Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sızmaya çalışırken, diğer taraftan malûm

hasım ülke istihbaratçıları tarafından öngörülüp geliştirilen (active opposition) stratejisi

çerçevesinde alternatif aktif direniş oluşumunu da hızlandırdılar.

Pompalı tüfek satışlarındaki patlamanın, yaz kamplarında uzak doğu dövüş sanatlarının

öğretilmesinin yanında, çok daha etkili olarak Polis Kolejlerine ve Polis Akademisine el attılar.

Alternatif silahlı kuvvetler, böylece 1975'lerden itibaren giderek güç kazandı.

Buralardan mezun olan fethullahçılar, tercihan polis okullarına, eğitim, istihbarat, personel,

bilgi-işlem birimlerine dağılıp kadrolaştılar. Emniyet içindeki nakşi-fethullahçı çıkar kavgasına

dayalı anlaşmazlık sonucunda, yakın tarihte ilk ve son kez olarak fethullahçılar aleyhine -

eksik de olsa- bir rapor yayınlandı. Ancak bu raporu yayınlayanlar, yaklaşık on yıldır

süregelen ama hiç kimseyi rahatsız etmediği anlaşılan "telekulak" skandalı gerekçe

gösterilerek tasfiye edildiler. Cüretlerini iyice artıran fethullahçı emniyetçiler, son kaset

olayından sonra ABD'ne sığınan hocaefendilerine resmi koruma sağlama çabası sergilediler.

Hiç şüphesiz, hakkında DGM tarafından hazırlık soruşturması yürütülen hocaefendiyi

devletten maaş alan emniyetçilerin tabiri caizse - kulağından tutup- Türkiye'ye getirmeleri

gerekmekteydi. Ama öyle olmadı, devletin parasıyla -hem de tüm yasal harcamaları

karşılanarak- bu ülkeye gönderilen bir başkomiserin moral anlamda "koruma" görevini

üstlenmesi, etki ajanlarının gücünü gösteren bir çelişkiyi de ortaya koydu. Özellikle söz

konusu başkomiserin görevini uzatma belgesinin altında imzası olan Sadettin Tantan'ın hâlâ

görevini sürdürüyor olması ve de diğer imza sahibinin (dönemin İçişleri Müsteşarı) şimdi

Ankara Valiliği görevinde bulunması, sözkonusu çelişkinin boyutlarını gösteren çarpıcı örnek

oldu. Bilindiği kadarı ile, gerek basında yeralan emniyetçi fethullahçılara ilişkin haberlere,

gerek devletin diğer istihbarat kuruluşlarının arşivinde mevcut bilgi ve belgelere ve gerekse

de MGK'nın yakın takibine rağmen, Emniyet Disiplin Yönetmeliği, bu şeriatçı organize suç

örgütü üyelerine değil de, onlara karşı olan memurlara karşı işletildi. Örneğin, geçtiğimiz yılın

sonunda, fethullahçı kadrolaşmaya karşı dikkat çeken Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün ünlü

raporuna katkıda bulunan emniyetçilerin tamamı dahil, 38 kişiye çeşitli disiplin cezaları

verilirken, aralarında hiç fethullahçının bulunmaması oldukça dikkat çekiciydi. Oysa,

"telekulak" olayının gerçek faillerinin fethullahçılar olduğunu duymayan kalmamıştı. Hatta,

Alaattin Çakıcı ile Eyüp Aşık arasındaki telefon görüşmesinin kasetlerinin, keza Korkmaz

Yiğit ile ilgili kasetlerin hükûmeti sonlandıracak sonuçlar vermesi, fethullahçıların MİT ve

Genel Kurmay İstihbaratı'na muadil ve alternatif bir sivil istihbarat örgütü kurma çabalarını

hızlandırdığı kaydedilmişti. Bu örgütün, (audio surveillance) hizmeti, cemaati gizlemeye

yönelik yanıltıcı bilgi (build upmaterial) üretme hizmeti dahil, tüm teknik hizmetlerini

fethullahçı emniyetçilerin yürüteceği, siyasilere ve de hedef kişilere yönelik tehdit-şantaj

amaçlı özel bilgi bankası gibi çalışılacağı öğrenilmişti. Bu duyumların üzerine gidildi mi? Kim

gidecekti?

Başbakan mı, yoksa yardımcıları mı, yoksa İçişleri Bakanı mı? Yoksa, diyorsunuz, "mütareke

İstanbulunun işbirlikçi Osmanlı devlet adamlarının ruhları Ankara'da mı dolaşmakta?!."

Fethullahçıların ABD casusu, etki ajanı, yönlendirici ajanı ya da kısaca nüfuz casusu

olmadığını bugüne kadar iddia eden çıkmadı.

Hatta kendi yayın organlarında bile bu yolda bir inkâr söz konusu olmadı. Fethullahçılar,

hocaefendileri ABD'nde (refugee) statüsünde kalıcı olmadığını iddia etseler de, CIA nezdinde

tüm fethullahçılar, (walk-in) tabir edilen bir kategoride tutulmaktadırlar; yani kendi ayaklarıyla

ve gönüllü olarak ajanlık hizmetini talep ederek gelmişlerdir. Fethullahçılara göre, nasıl

Humeyni zorunlu sürgün sonrası bir gün İran'a dönmüşse, hocaefendileri de öyle anlı-şanlı

bir biçimde dönecek ve doğrudan Çankaya'ya oturacaktır. Bu beklentinin devamında, ABD

ise, küreselleşme önünde en tehlikeli bir ulus-devleti ortadan kaldırmanın, yerine kendi ılımlı,

uysal müslüman patriğini getirmenin nimetlerini görecektir. Ancak çift taraflı bu beklentiler,

fethullahçı gerçeğini ifadeye yeterli olmamaktadır. Fethullahçılar, asla ve asla ABD'ye

sığmayacak, CIA ile yetinmeyecek büyük ihtiraslara sahiptirler. "Kâinat İmamlığı"nı

hiyerarşide en üst makam olarak kabul eden fethullahçılar, her konuda olduğu gibi ajanlık

konusunda büyük düşünmekte ve büyüğe oynamaktadırlar. Bir yandan ABD ile ilişkiyi

sürdüren fethullahçılar, diğer yandan Vatikan, Fener Rum Patrikhanesi, Musevi Hahambaşısı

derken, farklı ülkelerin istihbarat servisleri tarafından yönetilen-yönlendirilen çeşitli

uluslararası kuruluşlarla da paslaşmaya başlamışlardır. Kimi zaman Lordlar Kamarası'nda

İngiltere Kraliçesi adına Lord Rotherham'ın elinden "İngiltere'ye Üstün Hizmet Ödülü" alan

fethullahçılar, kimi zaman İspanya'da "Leaders Club", "Editorial Office" gibi kuruluşlardan ya

da Orta Asya'da faaliyet gösteren "Booruker Vakfı" gibi NGO (!)'lardan ödül almaktadırlar.

Örneğin, Özbekistan'da 21 okulun, Hong Kong'da ise 1 okulun kapatılmasından sonra, gerek

Çin Halk Cumhuriyeti'nin ve gerekse Özbekistan'ın üzerinde büyük nüfuz sahibi olan

Almanya ile de temas kuran fethullahçılar, Alman dış istihbarat servisi olan BND'nin

tavassutuyla, ilk adımda

Afganistan'daki okul sayısını 6'ya yükseltmişlerdir. BND bağlantısı dolayısıyla Almanya'nın iç

istihbarat örgütü olan "Federal Anayasa'yı Koruma Teşkilâtı"nın desteğini de otomatikman

alan fethullahçılar, yaklaşık 2.400.000 vatandaşımızın yaşadığı bu ülkede, himmet parası

toplama ve yandaş-mürit kazanma amacına yönelik olarak Köln, Hanover, Münih, Ausburg,

Stuttgart gibi Türklerin yoğun olara yaşadıkları tüm şehirlerde "Y. Burg A.Ş." gibi şirketlerin

yanısıra, "Dost Yolu Derneği", "Türk Alman Akademisyenler Birliği", "İslâm Din Birliği" gibi

çok sayıda aktif çalışan örgüte sahip olmuşlardır. Anlaşılacağı üzere, fethullahçılar sadece

CIA hesabına çalışan tek taraflı ajan değil, (double-agent) olarak da piyasalarını

yükseltmişlerdir.

İngiltere'de de okul açan ve Londra'da büyük bir merkez binası satın alan fethullahçılar,

İngiltere'nin dahilde yabancılara dönük faaliyet gösteren MI5 ve dış istihbarat servisi MI6'nın

Uzak Doğuya yönelik faaliyet gösteren departmanı (CIFE) ve Orta Doğuya yönelik faaliyet

gösteren departmanı (MEIC) ile okullar konusunda müşterek çalışma yürütmektedirler. Daha

çok yakın zamana kadar Nakşibendiler ve İsmailiye mezhebi mensupları üzerinde

tartışmasız kontrol gücüne sahip olan İngiltere, fethullahçıları desteklemekle Türk

müslümanları konusunda da söz sahibi olma niyet ve iradesini ortaya koymuştur. Örneğin

Lord Rotherham, Londra'daki sözkonusu ödül töreninde, fethullahçıların toplam okul sayısını

kendi okulları gibir kabul ile övünerek "50'den fazla ülkede 500'den fazla müessese" olarak

açıklamıştır. Keza, fethullahçıların Balkanlarda Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Moldova

gibi ülkelerdeki okullarının sayısını artırma çabalarının yanısıra, Yunanistan'da da okul açma

pazarlıkları bilinmektedir. Fethullahçıların şirket-okul açma, örgütlenme çabası içinde

oldukları diğer ülkeler ise aynen şöyledir:

Fransa, Belçika, İsveç, Norveç, Hollanda, Finlandiya, Danimarka, İspanya, Kanada, Çin ve

Japonya. Tüm bu ülkelerdeki okulların açılmasında Türkiye'nin sözkonusu ülkelerle

imzaladığı ikili kültürel antlaşmalar kesinlikle devredışıdır. Dolayısıyla fethullahçıların

yurtdışındaki okullarında Milli Eğitim Bakanlığı'nın herhangi bir denetimi de sözkonusu

değildir. Diyelim ki olsa bile bu denetimi yapacak birimin başında hâlâ militan bir

fethullahçının bulunması, devletin ve sistemin aczi adına oldukça manidardır. Dolayısıyla tüm

bu okulların açılma izni ve denetimi, ilgili devletlerin istihbarat servislerine aittir. Dolayısıyla,

fethullahçıların ikili ajan rolü oynadıklarına inanmak da doğru olmaz, onlar multi-ajan statüsü

ve işlevi dahilinde hareket etmektedirler. Fethullahçılar, Türkiye'nin hasmı olan ülkeler için en

uygun ve en zengin ajan borsasını oluşturmuşlardır. İyi derecede yabancı dil bilen,

hocaefendilerine "dog" sadakati ile bağlı, okul ve şirket açma izni karşılığında her şeye, kendi

devletine, ulusuna, gerektiğinde kendi söylemlerine bile ihanet edebilen -örneğin, Doğu

Türkistan Türklerini, Kosova Türklerini, Kerkük Türklerini yok sayacak kadar sağırlaşabilenfethullahçılar,

artık ulusal bir cemaat değildirler. Olsa olsa uluslararası bir ajan borsası: Okulşirket

açma izni ver, istediğin kadar ajanı tepe tepe kullan!..

http://denemehaber.tr.gg/Cessur-Demirali-G-Ue-RSU-d--Uyan%26%23305%3Bn-Timsahg.

oe.zya%26%23351%3B%26%23305%3B-d.oe.kenleri-unutmay%26%23305%3Bn.htm

3. ETKİ AJANLARI İLE MÜCADELEDE ALMANYA VE ABD ÖRNEKLERİ

Türkiye dahilinde kontr-espiyonaj faaliyetlerini yürütmek MİT'nın asli görevidir. Askeri

alanlarda da hiç şüphesiz TSK istihbarat kuruluşları faaliyet gösterme yetkisine sahiptir? Ya

etki ajanları ya da nüfuz casusları için?!. Türkiye'de maalesef böyle bir misyonu olan resmi

kurum yok!.. Olmadığı için de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kendini savunma mekanizması

felç olmuş durumda!.. İşte, hedef ülkelerde etki ajanlarını en yoğun biçimde kullanan ve kendi

ülkesinde ise hasım ülkelerin etki ajanlarına hayat hakkı tanımayan iki örnek: Almanya ve

ABD.

Almanya Örneği:

Almanya'da kontr-espiyonaj, etki ajanlığı ve benzeri faaliyetlerle mücadeleyi üstlenen Federal

Anayasayı Koruma Teşkilâtı BfV (Bundesamt für Verfassungsschutz)'ın yanısıra, ulusal polis

örgütü ve de dış istihbarat servisi BND (Bundesnachrichtendienst) arasında koordinasyonu

sağlamakla yükümlü ve de geniş yetkiye sahip –Ernest Uhrlau'nun yönetiminde- ayrı bir birim

daha bulunmaktadır.

Almanya'daki Türklere yönelik olarak bu istihbarat servislerinin koordineli biçimde yürüttükleri

faaliyet sonrasında, Türkiye'deki siyasal-dinsel ve de etnik bölünmüşlüğün küçük bir modeli

oluşturulmuştur. Almanya'da faaliyet gösteren her türlü şeriatçı-mezhepçi, nizâm-ı âlem

ülkücüsü, ikinci cumhuriyetçi, bölücü, marksist terör örgütleri, yine Türk kimliğine, Türk

Devletine, Cumhuriyete, laik hukuk sistemine, kısaca Türkiye'ye karşıdırlar.

Yalnız bir farkla, kuklalaştırılmış söz konusu örgütlerin tamamı, Alman istihbarat servislerince

sımsıkı kontrol altında -Türkiye'ye karşı- sevk ve idare edilmektedirler. Alman istihbarat

servislerinin kontr-espiyonaj ve etki ajanlığı faaliyetlerine karşı kendi ülkesindeki duyarlılığı,

kabuledilebilir sınırlar dışında, adeta paranoya derecesindedir. Örneğin, kendi

vatandaşlarının sorunları ile ilgilenmek gibi asli görevlerini yerine getiren diplomatlarımızdan

yedisi, bu yılın başında, iki grup halinde (önce üç, sonra dört) olmak üzere- casusluk

suçlamasıyla sınırdışı edilmek istenmiştir. Türkiye, bu iş için bizzat Ankara'ya gelen Almanya

İstihbarat Servisleri Koordinatörü Ernest Uhrlau'nun baskılarına -koşullu da olsa- sonuçta

boyun eğmiş; diplomatlarımız geri çekilmiştir. Resmi gerekçe her ne kadar, sözkonusu

diplomatlarımızın, 350 Türk vatandaşının ölümünden doğrudan sorumlu olan PKK'nın sözde

komutanı Cemal kod adlı Murat Karayılan'ı izleyerek casusluk (!) faaliyetinde bulunmaları ise

de, gerçek gerekçenin bir misillemeden ibaret olduğu yadsınamayacak ölçüde açıktır: Önceki

MİT Müsteşarı döneminde, MİT'i kontrol altında tutma ve yönlendirme çabalarındaki

başarıları bilinen BND, halihazırdaki MİT Müsteşarı döneminde -ki bu dönemde Almanya'nın

desteğindeki PKK'nın üst düzey yöneticilerine yönelik iki başarılı sınırdışı operasyonu:

"Yarasa Operasyonu" (Şemdin Sakık ve Arif Sakık), "Safari Operasyonu" (Abdullah Öcalan)

gerçekleştirilmiştir- kendilerine yönelik tüm bilgi akışının kesilmesinden dolayı paniklerken,

üstüne üstlük PKK'nın bir başka katili olan Cevat Soysal'ın 21 Temmuz 1999'da Moldova'da

MİT görevlilerince derdest edilerek Türkiye'ye getirilmesi ile tüm dünya istihbarat servislerinin

önünde resmen aşağılanmıştır. Zira, Soysal'ın yakalanmasının açıklaması, Almanya'nın

Dışişleri Bakanı Joschka Fisher'in Türkiye ziyareti sırasında -özellikle- yapılmıştır. Ve Alman

Bakana, cani Soysal'ın üzerinden çıkan Mönchengladbach (Eyalet Ofisi-LfV) mahreçli

0790937

No.lu seyahat belgesi gösterilerek açıklama istenmiştir. Ve MİT Müsteşarı, bu

gelişmelere tavır olarak Almanya'ya yapacağı planlı gezisini iptal etmiştir. İlk kez Türkiye'ye

yönelik düşmanca faaliyetlerden dolayı hem de resmi bir belgenin hesabının sorulması ve de

tavır konulması, işte sözkonusu misillemenin kaynağını oluşturmuştur. Bu konularda

Almanya'nın tek yanlı kuraltanımazlığı, diplomatik nezaketsizliği, hatta saldırganlığı yeni bir

olgu değildir, tıpkı son olmayacağı gibi.

Hâlâ hatırlardadır, 1989'da Stuttgart Başkonsolosluğumuzda görev yapan iki, Berlin

Konsolosluğumuzda görev yapan iki, Bonn'da, Nürnberg'de, Hamburg'da ve Köln'de görev

yapan birer diplomatımız olmak üzere, toplan sekiz diplomatımızın "casus" suçlaması ile

Türkiye'ye dönmeleri sağlanmıştı. Keza, 1994'de Bonn'daki Büyükelçiliğimizde iki, Berlin'de

ise bir diplomatımız, yine "casusluk" suçlaması ile geri gönderilmişti.

Gelelim Türkiye'deki "Almanya"ya. Türkiye'nin Almanya'nın ulusal bütünlüğü aleyhine hiçbir

amacı ya da girişimi yok. Almanların irredandist-şoven ırkçılığı ise, sadece insan hakları ve

de işçilerimizin can güvenliği ile sınırlı olarak takip ediliyor, hepsi o kadar. Türkiye'nin

2.400.000 vatandaşının mevcudiyetine karşın, Almanya'da geçerli bir etki ajanı programı bile

bulunmuyor. Her ne kadar tek yanlı çalışan Gümrük Birliği Anlaşması dolayısıyla aksi

mümkün olmasa da, Alman şirketlerine yönelik ihale ya da ithal kısıtlaması sözkonusu değil.

Kısaca hiçbir olumsuz önyargımız olmadığı gibi, olumsuz yaptırım politikamız da yok.

Türkiye'nin Almanya'daki vatandaşlarının ulusal kimliklerinin korunması, huzur ve can

güvenliklerinin sağlanması yolunda izlemede bulunması sadece bir hak değil, uluslararası

mevzuata göre de kabul edilmiş bir yükümlülük. Tıpkı, Almanya'nın Türkiye'de yaşayan

100.000 civarındaki etnik Alman vatandaşını izleme, koruma, hak ve hukukunu savunma

yükümlülüğü gibi.

Türkiye Almanya'nın bu yükümlülüğüne saygı duyuyor. Almanya ise asla. Almanya, Rusya

Federasyonu, ABD, Çin, İran gibi stratejik önemi olan ülkeler gibi Türkiye'de de görev yapan

tüm diplomatlarını (Büyükelçi, Müsteşar, Başkonsolos ve tüm Konsoloslar, her derecedeki

Sekreterler, Basın-Eğitim-Kültür Ataşeleri) BND kadrosundan atamaktadır. Askeri

ataşelerinin bile ANBw (Amt für Fernmeldwesen Bundeswehr) mensubu olduğu tüm ilgililerce

bilinmektedir. Örneğin, bu ülkenin Ankara Büyükelçiliği'ne bu yılın başında atanan Dr. Rudolf

Schmidt'in ilk işi, KDP'nin İrtibat Bürosu'nda (sözde Kürdistan Büyükelçiliği) verilen izinsiz

nevruz resepsiyonuna katılmak olmuştur. Arkasından, Alman Dışişleri Müsteşarının "artık

kürtler için federasyonun tartışmaya açılması" talebi gelmiştir. Büyükelçi, 27.6.2000'de,

Diyarbakır'da 39.5 milyon DM'a malolacak atıksu arıtma tesisinin temel atma törenine,

"kürdistan" mizanseni içinde katılarak şov yapmıştır. Bir başka deyişle, bölge halkına ülkesi

adına doğrudan destek mesajı vermiştir. Akabinde, Alman Kalkınma Enstitüsü Başkanı

Prof.Dr. Peter Trevner başkanlığındaki heyetin sözde yatırım amaçlı gezisi -hem de iki ay

içinde iki kez- sözkonusu olurken, bunu diğer Alman heyetleri izlemiştir. Nedense ziyaretler,

Mondros Mütarekesi ile Sevr Antlaşması'nda yeralan "vilayat-ı sitte"ye yapılmaktadır, yoksa

ekonomik açıdan çok daha geri olan Kastamonu'ya, Bolu'ya, Yozgat'a değil. Türkiye'deki

şeriatçı yapılanmalarla doğrudan ilişki içinde bulunan BND ajanları, bir başka koldan

"misyonerlik" kisvesi altında da faaliyet sürdürmektedirler. Alman Sefaretinin diplomatik

dokunulmazlığı ile gerçekten dokunulamayan BND misyonerleri, binlerce Türk vatandaşını

İslâmiyetten koparmayı başarmışlardır. Örneğin, sözde depremin yaralarını sarma gibi son

derecede insancıl amaçlarla izin alarak Adapazarı'na gelip de burada psikolojik sorunlarını

devam eden depremzedelere din değiştirme telkinatı yapan BND bağlantılı üç örgüt: "Alman

Protestan Kilisesi", "Federal Alman Kilisesi" ve "Türkiye-Alman Kiliseleri Birliği", yıkıcı

faaliyetlerini el'an sürdürmektedirler. Türkiye, bugüne kadar hiçbir Alman diplomatını ve de

görevlisini sınırdışı etme irade ve kararlılığını gösterememiştir. Bu, nasıl bir sorumsuzluk ve

onursuzluktur?

Kaydedilen o ki, BND'nin kontrolünde Türkiye'de etki ajanı bulan-yetiştiren, sevk ve idare

eden "Humboldt Vakfı", "Konrad Adenauer Vakfı", "Heinrich Böll Vakfı" gibi vakıfların

yanısıra, gazeteci, araştırmacı, arkeolog, sosyolog, işadamı, çevreci vb. kimliğinde -yüzlerce

değil- binlerce BND ajanı Türkiye'de, Türkiye aleyhinefaaliyet yürütmektedir. Ama Türkiye,

misilleme politikası uygulamamaktadır; daha doğru deyişle, -karar mekanizmalarına

yuvalanan Alman etki ajanlarının engellemesiyle- uygulayamamaktadır. Hatta o kadar ki,

İçişleri Bakanlığı'nın 24.3.2000 tarihinde yürürlüğe koyduğu, Türkiye'ye girilmesine izin

verilmeyecek 56 kişilik sakıncalılar listesinde, Yeni Zellanda'dan Romanya'ya kadar pek çok

ülkeden isim bulunurken bir tek Alman'ın ismine rastlanılmamaktadır (5). Bunun adı,

vatanseverlik ya da devlet adamlılığı değildir. Bağımsızlığın, bağımsız dışpolitikanın olmazsa

olmaz türünden en önemli ilkesinin biri ulusal güç kaynaklarını harekete geçirmekse, en az

onun kadar önemli olan bir diğeri misilleme yapmaktır. Hem ulusal güç kaynaklarını harekete

geçiremeyeceksiniz ve hem de misilleme politikalarını üretip yürürlüğe koyamayacaksınız.

Bunun adı, olsa olsa manda zihniyetli maşalıktır, etki ajanlığıdır ya da gafil olmaktır.

ABD Örneği:

Dünya ülkelerinin tümünde, en çok etki ajanına sahip olan ülke ABD'dir. Bu ülke, dünyada en

çok devletlerarası hukuk ihlâli yapan; hedef ülkelerin egemenlik haklarını hiçe sayan; insan

hakları konusundaki olumsuz siciline karşın diğer ülkeleri bu konuda eleştirmeyi dünya

jandarmalığının gereği kabul eden; dünyayı sömürmeyi Tanrı'nın kendilerine verdiği bir hak

olarak gören, politik ve ekonomik megolomaniye sahip bir ülkedir. Örneğin, ABD'deki kluklux-

klan örgütü gibi ırkçı örgütlerin kanlı eylemleri; zencilere ve kızılderililere ve de hispanik

kökenlilere uygulanan ayrımcı muameleler; Vietnamda 5000 masum köylüyü katleden cani

teğmene (My Lai Katliamı) verilmeyen idam cezasının, özellikle hispaniklere ve zencilere -

son örnek Mumia Abu Jamal- verilmesi; kızılderililere yapılan insanlık suçunun -tarih boyunca

soykırıma maruz bırakılan bu halkın bugün tamamı tecrit kamplarında (rezervation camp)

tutulmakta olup, nüfusunun % 56'sı işsiz, % 44'ü ise alkoliktir. Ortalama yaşam, kampların

olumsuz koşulları nedeniyle, beyazların yaşam süresinden 20 yıl daha kısadır- hala devam

ettirilmekte olması; derin devlet olgusundan kaynaklanan siyasal suikastlar ve yasadışı

operasyonlar; kadınlara uygulanan ayrımcı ücret-terfi politikaları ve daha nice örnekler...

ABD'nin etki ajanlarının çabaları sayesinde, bu eksiklikler, ihlâller –bir iki istisna dışında- tüm

dünyada tartışılmaz, irdelenmez, hatta gündeme bile getirilmez.

Tüm dünyada profesyonel ilişkinin sürdürüldüğü yüzbini aşkın ABD etki ajanından söz

edilmektedir. Sadece Kuzey Irak'da, güvenlik gerekçesiyle Türkiye üzerinden götürülen ajan

sayısının 5.000'in üzerinde olduğu dikkate alınacak olursa, tüm ülkelere ait bu tahmini

rakamın abartılı olmadığı anlaşılacaktır. Aynı ABD, kendi ülkesinde yabancılara çalıştığı

kuşkusu hissedilen etki ajanlarına ise kesinlikle hayat hakkı tanımamaktadır. Bu tür

şüphelilerle mücadele görevi, FBI (Federal Bureau of Investigation), DIA (Defense

Intelligence Agency), NSA (National Security Agency)'dir. Ayrıca ABD vatandaşı olmayan

şüpheliler için SDDS (State Departmen Diplomatic Security) de devreye girmektedir.

Bırakınız ABD'nde yabancı bir devletin etki ajanı olmayı, en belgesel bir eleştiri getirmeniz

halinde bile size yönelik derin devlet yaptırımlarının arkası gelmeyecektir.

Örneğin, bir ABD vatandaşı olan Dr. Michael Parenti, ABD sistemini yargıladığı "Kirli

Gerçekler" gibi kitapları nedeniyle takibata maruz kalmış; özel ya da devlet üniversitelerinde

ders vermesi yasaklanmıştır. Bu ülkede, ancak CIA ile bağlantılı olmak koşuluyla Dr.

Chomsky gibi seçilmiş sözde muhaliflere rejimi muvazaalı biçimde eleştirme (!) hakkı

tanınmaktadır. Son olarak, Arlington'da faaliyet gösteren "Turkish Cultural and Political

Center"ın yayın organı olan elektronik dergide, bu merkezin yöneticisi Sayın Atilla Ongun

tarafından yazılan küçük ama çok önemli bir haber-yorum yazısı dolayısıyla, hakkında DIA

tarafından soruşturma açıldığı duyumu gelmiştir. Asıl acı olanı, ihbarın üç Türk vatandaşı

tarafından aidiyet duydukları ABD'nin çıkarlarına duyarlılık gösterilerek ve yazılı olarak

yapılmış olmasıdır. Hiç şüphesiz, bu üç Türk vatandaşının, gerçekte ABD etki ajanı oldukları

muhakkaktır. Sayın Ongun, Türkiye'nin çıkarlarına sahip çıkıp haklı uyarı yaparken, yaşamını

sürdürdüğü ABD'ne de herhangi bir saygısızlıkta bulunmamıştır (6). İsimleri ancak ilgili

makamlara verilecek olan bu üç işbirlikçi etki ajanının biri, son derece ünlü bir gazetecidir.

Önce rusçu, sonra FKÖ militanı, sonra maocu, sonra humeynici, sonra koyu özalcı ve şimdi

de ikinci cumhuriyetçi-amerikancı olarak tanınan ve büyük bir gazetemizde köşe yazarlığı da

yapan bu gazetecimizin yanısıra, bir diğer muhbir, büyük bir işadamları derneğinin

Washington Temsilcisi, sonuncusu ise Washington Büyükelçiliğimizde sözleşmeli olarak

dışarıdan görev yapan bir kadın personeldir.

Kuruluşu olan 1947'den itibaren Türkiye'deki casus ve etki ajanlarını sevk ve idare eden CIA

(Central Intelligence Agency)'in Ankara'daki istasyon şefliği, günümüze kadar Türkiye

Cumhuriyeti Devleti'ne karşı en büyük suçları işlerken, bugüne kadar hiç mi hiç takibata

uğramamıştır. Hatta o kadar ki, CIA hesabına casusluk yaparken suçüstü yakalanan MİT üst

düzey sorumlularından Muzaffer Savaşman yargılanıp mahkûm edilirken, onu çalıştıran,

yönlendiren Amerikalı diplomat casus, görevini hiçbir şey olmamış gibi sürdürmeye devam

etmiştir. Bir başka ifadeyle, sınırdışı edilen ya da ülkesine geri çağrılma talebinde bulunulan

bir CIA görevlisi Türkiye tarihinde henüz sözkonusu olmamıştır. Diğer taraftan, Türkiye'deki

etki ajanlarının özellikle radikal kürtçü kesimi, en itibarlı, rahat ve kazançlı-verimli dönem

olarak sanırız son bir yıllık James Jeffrey dönemini hatırlayacaklardır. Resmiyette

Büyükelçilik Siyasi Müsteşarı olarak görev yapan CIA İstasyon Şefi Jeffry, özellikle HADEP

ve Refah benzeri şeriatçı yapılanmalarla, kendisinden önce bu görevde bulunan Francis

Ricciardone'den daha pervasız ilişkilere girmiştir. Kendisi gibi diplomatik teamüllere saygı

göstermeyen, Türkiye'nin etnik ve dinsel açıklarını alenen istismar eden Büyükelçi Mark

Parris ile uyum (!) içinde çalışan James Jeffry, nihayet ülkemizden ayrılmaktadır. Yeni

Büyükelçi Robert Pearson'ın en önemli yardımcısı hiç şüphe yok ki yeni İstasyon Şefi Stuart

E. Jones olacaktır. Kaldı ki, Jones'un sadece bu görevi yenidir. Kendisi, uzunca bir süredir

Adana Konsolosu olarak görev yapmaktadır, dolayısıyla Güneydoğu ve Kuzey Irak

konusunda hayli deneyimli bir istihbaratçıdır, pardon diplomattır.

Türk Devleti ve halkı, bugün içindeki ABD güdümlü etki ajanlarını rahatlıkla tanıyacakayırdedecek

bilgiye deneyime ve belleğe sahiptir. Siyasileri, gazetecileri, akademisyenleri,

diplomatları, bürokratları, işadamları, kimi meslek kuruluşlarının yöneticileri ile aramızdaki

ABD etki ajanlarını az buçuk tanıyoruz. Onları, ABD Büyükelçiliğindeki resepsiyonlarda,

konferanslarda, özel davetlerde; ABD ile Türk adının birlikte anıldığı dernek ve konseylerde;

ABD tezinin desteklendiği tüm platformlarda, kürtçüler, şeriatçılar, ikinci cumhuriyetçiler

arasında görebilirsiniz. Aynı kıstaslar, İngiltere, İran, Suudi Arabistan, Fransa, Çin gibi

ülkelerin istihbarat servislerince sevk ve idare edilen içimizdeki diğer etki ajanları için de

geçerlidir.

http://denemehaber.tr.gg/Dr-.--Necip-Hablemito%26%23287%3Blu-d-3-.--

ETK%26%23304%3B-AJANLARI-%26%23304%3BLE-M-Ue-CADELEDE-ALMANYAVE-

ABD--Oe-RNEKLER%26%23304%3B.htm

Dr. Necip Hablemitoğlu (1)ETKİ AJANLARI - NÜFUZ CASUSLARI VE FETHULLAHÇILAR RAPORU

ETKİ AJANLARI - NÜFUZ CASUSLARI VE FETHULLAHÇILAR RAPORU

Dr. Necip Hablemitoğlu

Küreselleşme sürecine uyum sağlamak isteyen ulusal-uluslar arası düzeydeki kurumların pek

çoğu kabuk değiştiriyor. Hiç şüphesiz değişen bu kurumların başında da istihbarat örgütleri

geliyor.

Değişen tanımlar ve kavramlara koşut olarak, istihbarat ve karşı istihbarat faaliyetleri artık

nostaljik 007 kalıplarından oldukça uzaklarda. Örneğin, dünya üzerindeki her türlü kitle

iletişimini kontrol eden "Echolon Ağı", uzaydan her türlü görüntüyü sağlayan uydu sistemleri,

klasik casusların tüm işlevini fazlasıyla üstlenmiş durumda. Sanayi casusluğu hâlâ önemini

korurken, istihbarat terminolojisinde yeni kavramlar, konseptler ön plana çıkmakta: "Sosyal-

Ekonomik-Siyasal-Dinsel-Kültürel İstihbarat" kavramları gibi. İstihbarat ve Karşı İstihbarat

Servisleri, gelişmiş ülkelerde eskiden olduğu gibi tam bir gizlilik içinde işlerini yürüten

kurumlar değil artık. Şimdilerde, Dışişleri, İçişleri, Ekonomi-Maliye, Adalet Bakanlıkları,

Kızılhaç, özel servis veren pilot üniversiteler, enstitüler, vakıflar, özel misyonu olan

kardinaller, piskoposlar, hahamlar ve tüm misyoner örgütleri, yurtdışında yatırım yapan

şirketler, yurtdışında temsilciliği olan medya kuruluşları ve haber ajansları ile de -gerektikçeiç

içe çalışılıyor. İstihbarat servislerinin rolü, koordinasyon, finansman, lojistik destek ve

yönlendirme ile sınırlı. Artık hedef ülkelerde özellikle istihbarat-ajitasyon faaliyetlerinde

deşifre olma riskine girilmiyor; bu iş genellikle doğrudan yada dolaylı olarak servisle ilişkili

yerli işbirlikçilere, taşeronlara sipariş ediliyor. İşte literatürde bu yerli işbirlikçilere-taşeronlara

"etki ajanları", "yönlendirici ajanlar" ya da kapsamlı bir deyişle "nüfuz casusları" deniliyor.

Halk deyimi ile "maşa" olarak da nitelendirebileceğimiz bu etki ajanlarının farklı işlevleri

bulunuyor: Kimi, politikacı, kimi gazeteci , kimi akademisyen, kimi diplomat, kimi hukukçu,

kimi tarikat-cemaat şeyhi, kimi de yüksek bürokrat ya da işadamı olarak, önce maddenmanen

bağlı oldukları, aidiyet duygusunu ve güvencesini hissettikleri ülke adına tüm

yetkilerini kullanıyorlar. Bu bazen, devlet politikasının güdümlü olarak saptırılması; bazen,

halkın din ve ırk duygularına bağlı olarak kin ve husumete sevk edilmesi; bazen, uluslararası

ihalelerde devlet çıkarlarının gözardı edilerek bağlı ülke şirketlerinin tercih edilmesi; bazen

tahkim örneğinde olduğu gibi çağcıl kapitilasyonların geri gelmesi amacına uygun olarak

gerçekdışı bilgilerle kamuoyunun aldatılması; bazen, Türkiye'nin en zengin işadamlarından

birinin tüm mesaisini -Diyanet İşleri Başkanlığına değil- Fener Rum Patrikhanesi'ne hizmete

hasretmesi ya da fethullahçıların Papa, Fener Rum Patriği ve Batı kökenli hristiyan

misyonerlerle halvete girmesi; bazen, kendi halkının can güvenliğinin hiçe sayılarak

Bergama'da olduğu gibi şaibeli şirketlerden yana tavır konulması ya da nükleer enerji

ihalelerinin sonlandırılmasına karşın sözleşmede olmadığı halde halkın kıt kaynaklarını taraf

yabancı şirketlere tazminat olarak aktarılmasının önerilmesi; bazen AB örneğinde olduğu

gibi, "Kopenhag Kriterleri, TC Anayasası'nın üstündedir" gibi söylemlerle ulus-devletin sona

erdiğinin, egemenlik-bağımsızlık-ulusal onur-ulusçuluk gibi kavramların modasının geçtiğinin

vurgulanması; şeriatçılara ve bölücülere sınırsız ve koşulsuz özgürlük isteminde bulunularak

bunun "demokratlık" olarak lanse edilmesi; bazen hizbullahçılar gibi kanlı örgütlere yıllar boyu

göz yumulması ya da her türlü organize suç örgütü ile çıkar ilişkisi içinde bulunulması; bazen

Kaddafi'nin bile önünde onursuzca boyun eğilmesi; bazen ABD Başkanı ile el-göz temasında

bulunulmasının bile onurmuşçasına reklam konusu edilmesi; bazen ilgili devlet büyükelçisinin

önünde bile bir Türk siyasi liderinin el-pençe divan durması; bazen Türk Dünyasındaki

Türkiye'nin çıkarlarının örneğin fethullahçılar eliyle ABD'ne devredilmesine seyirci kalınması

ya da Kuzey Irak'da, Kosova'da, Karabağ'da, Doğu Türkistan'da olduğu gibi soydaşlarımızın

insani haklarına bile sahip çıkılmaması; bazen Türkiye'nin etnik-dinsel haritasının ya da aile

yapısının ortaya konulmasını öngören dış kaynaklı projelerle en mahrem bilgilerimizin

bilimsel çalışma adı altında ilgili ülke istihbarat servislerine aktarılması ve daha pek çok,

binlerce, on binlerce onursuz işbirliği örneği!..

Kısaca, etki ajanları görüldüğü gibi bir değil, onbinlerle. Onlar aramızda, üstelik bizi

yönlendiren, yöneten her yerde...

Kimi "şeriatçı", kimi "ülkücü", kimi "sosyalist", kimi "kürtçü", kimi "ortanın solunda", kimi

"merkez sağda", kimi "kapitalist", kimi "ikinci cumhuriyetçi"!.. Ama nedense hepsi de

demokrat, özgürlükçü, entelektüel, insan hakları savunucusu ve AB yanlısı!..

Güçleri destek aldıkları ülkelerden ve işgal ettikleri konumlardan geliyor. Politikacıysanız,

gidebildiğiniz yere kadar destekleniyorsunuz. Bürokratsanız, çıkabileceğiniz en üst göreve

kadar yükselebiliyorsunuz. İşadamıysanız, vize dahil "kayırılma" statüsüne dahil

ediliyorsunuz. Diyelim ki, "ikinci cumhuriyetçisiniz", Türkiye'de sizi okuyacak kaç "ikinci

cumhuriyetçi" okurunuz var? Yazarı-çizeri-okuru dahil Türkiye'deki ikinci cumhuriyetçilerin

sayısına baktığınızda, birkaç bin kişiyle sınırlı olduğunu görüyorsunuz. Ama kitlesel desteği

olmayan, toplumun büyük kesimi tarafından adeta lanetlenen "ikinci cumhuriyetçi" yazarlar,

Türk Basınının en büyük gazetelerinde köşe yazarlıklarını sürdürüyorlar. Kim onlara

"kamuoyunu oluşturma-koşullandırma" güç ve desteğini veriyor dersiniz? Bunca tepkiye

rağmen, kapitalist kimliği ile ön plana çıkan medya patronları onları niçin ve neden hala

korumakta? Bu bağlamda, fethullahçıların tanıtımı için büyük gayretler sarf eden ünlü bir

medya patronunun, Mehmet Eymür'e yazarlık önermesi size hiç de şaşırtıcı gelmiyor.

Hulki Cevizoğlu gibi Cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıkan kimi yazarlara "MİT ajanı"

suçlamasıyla saldıranların, ikinci cumhuriyetçilere ya da aidiyet duygusuyla bağlı olduğu yeni

vatanına kaçmak suretiyle deşifre olmuş etki ajanlarına ise suskun kalarak bir nevi

dayanışma sergilemeleri, Türkiye'deki etki ajanlığı tehlikesinin boyutları hakkında bir fikir

veriyor...

Türkiye'de kamuoyu, neredeyse I. Dünya Savaşı'ndan bu yana yaygın biçimde kullanılan

"nüfuz casusu" terimini, ilk olarak geçtiğimiz aylarda, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın

yurtdışında yaptığı gayrıciddi bir havuzbaşı bir açıklamasından öğrendi. Basın, - Amerika'nın

yeniden keşfi haberi gibi- konunun adeta üzerine atladı.

Ya muhabirlerin ve de redaktörlerin bilgisizliğinden ya da Bakanın telaffuz hatasından, bu

terim bazı basın kuruluşlarında "nüfus casusluğu" olarak okuyuculara aktarıldı, doğal olarak

da ilgisiz-komedi türünden yakıştırıcı yorumlar getirildi. Basının duyarlılığı, bu terimle,

Bakanın sarfettiği "yeni bombaların patlayacağı" taahhüdünün ilişkilendirilmesi sonucu daha

da katmerlenmişti. Ancak aradan geçen süre içinde, "Umut Operasyonu" dosyası yargıya

sevkedilirken, "nüfuz casusları" konusu "fos" çıkmıştı, beklenen bombaların hiçbiri

patlamamıştı.. Anlaşılan, Bakan, daha önce hiç duymadığı bu terimi bir danışmanından ya da

yakınından duymuş, klasik bir bilgiçlikle anında etrafındakilere duyurmuştu. Bu yorum, hiç

şüphesiz Bakanla ilgili yapılabilecek en iyi niyetli yorum; çünkü, Bakanın Türkiye'deki binlerle

ifade olunan "nüfuz casusu" ya da "etki ajanı" ya da yönlendirici ajan" kapsamında örneğin

fethullahçıları da deşifre edip yargıya sevketmesi gerekirdi.

Elbette bu mümkün değildi: Emniyette ve mülki kadrolarda fethullahçılara karşı terfi ve

taltiften başka -MGK zorlaması sonucu birkaç işlem hariç- somut, kayda değer hiçbir

operasyon yapmayan, şeriatı hiçbir şekilde birinci tehlike olarak kabul etmeyen, sadece 28

Şubat Kararlarına katılıyor görünen "dinibütün" imajlı bir İçişleri Bakanı'nın bu cemaatle

geçmişine yönelik kamuoyundaki şüpheleri gidermesi beklenemezdi . Nitekim de öyle oldu...

Aynı şekilde, kendi partisi içindeki "Alman Ekolü"ne mensup olmakla tanınan politikacıları da

deşifre etmesi gerekirdi ki, sıra ABD, İngiltere, İran, Suudi Arabistan, Libya ve diğer hasım

ülkelerin "etki ajanları"na, "yönlendirici ajanları"na gelsin!..

Hedef ülkeler kapsamında emperyalist amaçlı ülkelerin istihbarat servislerince dış

operasyonlarda -tepe tepe kullanılan- bu ajanların ya da halk deyimi ile yerli işbirlikçilerin

nasıl kancalandıkları, nerelerde yetiştirildikleri ve nasıl yönlendirildikleri-ödüllendirildiklerihimaye

edildikleri, Türk kamuoyunca henüz bilinmiyor. O kadar bilinmiyor ki, bilmeyenler

kapsamına -TSK ve MİT hariç- devletin en üst yetkilileri de dahil. Örneğin, Başbakanlık

Müsteşarı Ahmet Şağar imzasıyla yayınlanan son casusluk genelgesi, bu vurdumduymaz,

sorumluluktan uzak bilinmezliğin bir şahikası (1).

Genelgede, devlet görevlilerinin, yabancı diplomatlarla temastan kaçınmaları isteniyor, sanki

sorunun çözümüne katkısı olacakmış gibi...

İşte, etki ajanlığı ile ilgili bilinmeyen ya da az bilinen hususlara ait genel çerçevede ele

alınmış, teknik ayrıntı boğuntusundan uzak, yalın bilgiler:

1. "ETKİ AJANLARI" YA DA "YÖNLENDİRİCİ AJANLAR"IN PROFILI

Öncelikle kullanılan ajanları üç ana grupta toplamak gerekir: "Profesyoneller","Satınalınabilir

Aydınlar" ve de "Sempatizanlar" (amatör muhipler). Profesyoneller yurtiçinden ya da

yurtdışında yaşayanlar arasından seçilir ve bilahare kendi ülkelerinde özel eğitime tabi

tutulur. "Satınalınabilir Aydınlar" özellikle ulus-devlete geçiş aşamasının sancısını çeken

toplumlarda, özellikle de Üçüncü Dünya Ülkelerinde en çok rastlanılan metadırlar, borsa

değerleri vardır; özellikle medyada, bürokraside ve siyaset sahnesinde boy gösterirler.

Örneğin, "yönlendirici ajan" statüsünde etkili bir gazeteciye ya da medya patronuna

sahipseniz, yüzbinlerce okuyucuyu ve siyasal iktidarı doğrudan etkileyecek bir silâha da

kavuşmuş olursunuz. Keza, bir tarikat-cemaat şeyhini satın almışsanız, yüzbinlerce müridini

de "yularından tutma" ve de gelecekte güdümünüzde bir halk hareketi başlatma gücüne

sahip olursunuz. "Sempatizanlar" ise hedef ülkelere yoğun biçimde yönlendirilen kültürel

emperyalizmin kesintisiz silahı olan kitle iletişim, eğlence ve eğitim araçlarından (sinema,

müzik, moda, internet, televizyon vb.) olumsuz biçimde etkilenen tüketicilerdir.

Parasal ya da siyasal güç için en güçlü bir devletin himayesi altına girmeye can atanların

yanısıra, örneğin "green card" için ulusal onurundan ve gururundan gönüllü olarak

vazgeçebilenler de bu gruba girerler. İşte bu kesimi sürekli zinde tutabilmek için örneğin

ABD'nin her yıl gerçekleştirdiği tüm dünyada 50.000 şanslıyı (!) belirleyen lotaryaları

hatırlamak yeterlidir. Etki ajanları, her üç kategoride de özellikle kendi ülkesine ve toplumuna

aidiyet duygusu zayıf, parasal ve siyasal güç için her türlü ilişkiye girme eğilimli, ulusal bilinci

gelişmemiş, tercihan da etnik-dinsel (laik sistemde kendilerini ezilen kabul edilen sünni

şeriatçılarla, sünniler karşısında kendilerini ezilen kabul eden aleviler ya da süryaniler,

nasturiler, bahailer, yehova şahitleri, bahailer vd.) özürlü azınlık ırkçıları arasından seçilirler.

Türkiye'deki etki ajanlarının tarihçesi, gerçekte Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemine

kadar gitmektedir. Ekonomik, hukuksal ve siyasal kapitülasyonlarla Osmanlı Devleti'nin elini

kolunu bağlayan; etnik ayrılıkçılıkları kışkırtan; insan haklarını tek taraflı bir istismar ve baskı

aracı olarak kullanan büyük devletler, az sayıda da olsa kendi etnik ajanlarını yetiştirmeyi,

böylece kontrol unsurunu daha köklü biçimde elde tutmayı ihmal etmemişlerdir.

Örneğin, Âli Paşa'nın, Fuat Paşa'nın ya da Mahmut Nedim Paşa'nın hangi hasım devletlerin

muhibbi olduklarını göz önüne aldığınızda, etki ajanlığının geçmişi hakkında bir fikir

edinebilirsiniz. Keza, I. ve II. Meşrutiyet'te Osmanlı Meclisi Mebusanı'ndaki ayrılıkçı etki

ajanlarının sayısının nitelik ve nicelik yönünden büyüklüğünü gördüğünüzde, hasım ülkelerin

kat ettiği mesafe hakkında bir yargıya varacak olgunluğa sahip olduğunuzu kestirirsiniz.

Sonra, I. Dünya Savaşı döneminde Anadolu'da 1000'i aşkın yabancı kolej olduğunu; örneğin

Merzifon'daki Amerikan Koleji'nin Pontuscu Rum Çetelerinin, Tarsus'daki Amerikan Koleji'nin

de Taşnak ve Hınçak Çetelerinin karargâhı olarak kullanıldığını öğrendiğinizde, Sivas

Kongresi'nde "ille de Amerikan mandası isteriz" diye tutturan şekilde ulusçu-özde etki ajanı

aydınlarımıza hiç mi hiç şaşırmazsınız. Sonra Mustafa Kemal Paşa hatırınıza gelir,

gözünüzde, kalbinizde, tüm hücrelerinizde O'nu hisseder, O'nu daha bir başka tanır ve

O'nunla onur ve gururla, sımsıcacık bir yurtseverlik duygusuyla, Türklük bilincinizle

bütünleştiğinizi hissedersiniz.

Türkiye'de en çok etki ajanına sahip olan ABD, tüm dünya ülkelerinde ve Türkiye'de

geleceğin yönetici adayı olarak kendi yandaşlarını yetiştirmede, ilk aşamada pilot vakıfenstitü-

üniversitelerini kullanmaktadır. Ama önce, adeta kurumsallaşmış ve gelenekselleşmiş

bu seçimi ABD dışındaki tüm ülkelerde ilk gerçekleştiren Fulbright Vakfıdır. IQ'su yüksek,

ingilizce düşünüp yorum yapabilecek düzeyde dil bilgisine sahip gençler, tüm hedef ülkelerde

aynı yöntemle belirlenip eğitime alınır; ancak kişiliği uygun görülenler profesyonel eğitime

tabi tutulur. Kısa bir süre öncesine kadar etki ajanlarının seçiminde ve eğitiminde klasik

kalıplara sahip olan bu ülke, çıkarları doğrultusunda sözkonusu kalıpların dışına çıkmış

görünmektedir. Çıkarları açısından iktidar kadrolarının yanı sıra muhalefet kadroları ve hatta

mafya mensuplarıyla bile ilişkiler kuran; her türlü uyuşturucu, siyasal cinayet, ihtilâl ve de

silah pazarlaması gibi kirli işlere bulaşan; yine çıkarları için devletlerarası hukuka aldırış

etmeksizin hedef ülkelerin egemenlik haklarını hiçe sayıp tecavüzde bulunan bu ülke, etki

ajanlığında artık "saf-bâkir" niteliğe sahip genç adayların yanısıra, "kontrol edilebilir

istikrarsızlık stratejisi" gereği, işine yarayabilecek muhalefetteki tüm zararlı unsurlarla da

dirsek teması halindedir.

Örneğin katı mı katı, yobaz mı yobaz Talibanlar, Vahhabiler, Nakşi Araplar ve onların kapıları

terörün her türlüsüne açık örgütleri. Kısaca, şeriatçı, sözde ABD karşıtı tüm yapılanmalar.

Kendisine yönelik tehdidi, kendi kontrolü altında hedef ülkelere yönlendirmek, ABD güvenlik

stratejisinin temel ilkesidir. Türkiye'de ise daha düne kadar ABD'yi düşman olarak gösteren

malûm siyasal yapılanmanın sözde yenilikçi kanadı, her fırsatta en basit sağlık kontrolü için

bile nedense Houston'a giden politikacılar, ileri yaşında dil öğrenmek için dersaneye gitmek

yerine ABD'ni tercih eden, sonra çocuklarına okul aramak için tekrar tekrar giden siyasiler,

keza fethullahçılar ve daha niceleri: Aynı zamanda, Almanya istihbarat servislerine büyük

sadakatla hizmet verirken ABD'ne de yamanmaya çalışan süleymancılar, MHP'nin üst

yönetimine kanca girişimleri, Fethullahçılara, dolayısıyla arkasındaki ABD.'ne övgüler

düzmekte yarış yapan sağcı-solcu devlet yöneticileri, marksist olduklarını öne süren,

kapitalizme sözde karşı PKK ve diğer kürtçü terör örgütleri. Hepsi ABD'de ve ABD dışında,

yalnızca ABD kontrolünde...

Türkiye için seçilmişlere (!) bakıldığında, çobanlıktan gelenlerden, kola içmeye para

bulamayanlara kadar uzanan yelpazede, Türkiye'nin iç ve dış politikasını ABD'nin çıkarlarına

endeksleyenlerin yanısıra, eski deyimle tüyü bitmedik yetimin hakkını fütursuzca çalacak

kadar tamahkâr, şehit cenazelerini sömürecek ölçüde aşırı muhteris, amacına ulaşma

konusunda "dün dündür" diyebilecek kadar fırsatçı, işini (!) bilen memurunu elüstünde

tutacak kadar erdem ve ahlâk yoksunu, devletin örtülü-örtüsüz tüm kıt kaynaklarını

savuracak kadar hovarda, "prens" ünvanını alacak ölçüde küçük burjuva hırsızı niceleri adeta

bir resmi geçit yaparlar, gözlerinizin önünde. Bunların hepsini tanırsınız: Kimileri Türkiye'yi

soyup tekrar yetiştikleri yere kaçarlar -ve tabii asla iadeleri sözkonusu olmaz- kimileri de

misyonlarını –sanki Türkiye'nin değişmez yazgısıymışçasına- büyük bir sadakatla yerine

getirmeye devam ederler. Diğer taraftan, bugün, ABD'de sayıları süratle yarım milyona

yaklaşmakta olan küçümsenemeyecek ölçüde bir Türk topluluğu oluşmuştur. Gerek ABD'de

yaşayan bu vatandaşlarımızla, öğrenimlerini bu ülkede yapıp da Türkiye'de hizmet veren

vatandaşlarımızı, bu az sayıdaki "seçilmiş maşa" ile karıştırmamak gerekir. Her toplumda

olduğu gibi bu gerçekten "düşmüş-düşürülmüş" maşaların bizden de çıkmasını doğal kabul

etmek makul olacaktır.

Etki ajanlarının seçiminde ve eğitiminde kullanılan yöntem, biraz farklılıkları ile AB ülkeleri

için de sözkonusudur. Kendi ülkelerinde yaşayan yüzbinlerce Türk işçi ailesinin temel

gereksinimi olan resmi Türk ilkokullarının bile açılmasına izin vermeyen, buna karşılık

Türkiye'de her derecede eğitim kurumuna sahip olan Avrupa ülkeleri içinde başı İngiltere ve

Almanya çekmektedir. Ülkemizde ingilizce, almanca, fransızca, italyanca gibi dillerin

yaygınlaşması hatta eğitim dili olması için her türlü çabayı sarfeden AB ülkeleri, etki ajanları

sayesinde Türkiye'nin olası tepkisinin ya da misilleme politikası uygulamasının önüne

geçmektedir. Örneğin, dünyaya yayılmış ingilizce eğitim veren (haftada 25 saat ingilizce, 3

saat Türkçe) 300'e yakın okulun sahibi olan fethullahçıların, İngiltere'de Lordlar Kamarası'nda

düzenlenen özel törenlerle hemen her yıl İngiliz dili ve kültürüne hizmet yüksek ödülü

almaları sıradan bir tesadüf değildir. İngiliz istihbarat servisleri MI5 (iç) ve MI6 (dış),

Türkiye'deki etki ajanlarını, ingilizce eğitim almış ya da İngiltere'de yüksek öğrenim yapmış

adaylar arasından seçmektedir. AB'ye rağmen ABD'nin müttefiki olarak ön plana çıkan bu

ülke, etki ajanlarını salt yüksek öğrenim mezunlarının yanısıra, Türkiye'deki kürtçülerden,

şeriatçılardan, DHKP-C, TİKKO militanlarından ve hatta uyuşturucu mafya babaları

arasından da seçmektedir.

Almanya ise, etki ajanlığında ağırlıklı olarak kendi ülkesinde yaşayan 2.400.000 Türk

vatandaşı arasındaki yüksek öğrenim gençliğini hedef almaktadır. Humboldt Vakfı, Heinrich

Böll Vakfı gibi aracı kuruluşlar, uygun aday öğrencilerin yanısıra, maddi çıkar ve sürekli

destek karşılığı saptadıkları Türk akademisyenlerini ve yerel politikacıları da, Alman

Anayasayı Koruma Teşkilâtı (BfV) ve Dış İstihbarat Örgütü'nün (BND) kapsamlı eğitim

programlarına dahil etmektedirler. Bugün Almanya'da Türkiye'deki tüm şeriatçı yapılanmalar

(milli görüşçüler, kaplancılar, yeniasyacılar, fethullahçılar, hizbullahçılar, nakşiler, ticaniler,

süleymancılar, kadiriler, İBDA-C'ciler, hizbüttahrirciler, nizam-ı alemciler vd.), bağlantılı

ülkücüler, etnik sorunlu ayrılıkçılar (kürtçüler, pontusçular, arnavutçular, gürcüler, boşnaklar,

pomaklar, tahtacılar, çerkezler vd.) marksist terör örgütleri (DHKP-C, TİKKO vd.) mevcuttur.

Tümü de BfV'nin kontrolündedir. Böylece Almanya, üst düzey etki ajanlarının yanısıra,

himayesindeki -daha doğrusu sevk ve idaresindeki- bu tür Cumhuriyet karşıtı militan

yapılanmalar sayesinde Türkiye'yi de karıştırma ve yönlendirme gücüne olmuştur.

Yunanistan ise Suriye'den farklı olarak, Rum kökenli gençlerimizi özel eğitime tabi tutmak

yerine, Türkiye'deki rejim karşıtı tüm idelojik unsurlara (DHKP-C, TİKKO, PKK vd.) kucak

açmakta; istihbarat servisi KİP'in sevk ve idaresinde başta bomba eğitimi olmak üzere terörist

eğitimi olanağı ve parasal destek sunmakta; sığınmacılara geçici iskân yeri (Lavrion Kampı

vd.) ile ilâveten Güney Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tüm olanaklarını sağlamaktadır. Almanya kadar

geniş kapsamlı olmamakla birlikte, Fransız DST ve DGSE, İsveç'in FOE ve SABO,

Bulgaristan'ın DS, Romanya'nın DIE, Hollanda'nın BVD servisleri de, kendi çaplarında etki

ajanı ve de ajan-provokatör yetiştirme çabası içindedirler.

Müslüman ülkelerin Türkiye'de etki ajanı temininde en uygun mekânları, tarikatlara ait

tekkeler, şeriatçı siyasi kuruluşlar, dernekler, vakıflar ve de maalesef bazı bölgelerde

camilerdir...

KASIMPA'SALI CEKIRDEKTEN SIYASETCI VE DEVLET ADAMLIGI

 
 
 
 
 
 
KASIMPA'SALI CEKIRDEKTEN SIYASETCI VE DEVLET ADAMLIGI
 
 
Cekirdekten gelerek siyasetci olmak ,
Devlet adami olmak icin yeterli midir ?
 
Siyaset ayri istir,
Devlet Adamligi ise cok farkli ve ayridir.
Devlet adami vasfini alabilmek icin cok ozellik , birikim gereklidir.
 
Devlet adami uygar davranir,
Sinirlense ve ofkelense de belli etmez.
Siyaset bilimini , tarihle  harmanlamistir.
Lafinin olcusunu,endazesini bilir !
 
Uluslararasi iliskilerin gecmisini bilmistir.
Dunya siyaset tarihinde ulkesinin yerini ,
dusmanlarini , ulkesine yapilmis olanlari cok iyi bilir.
Bunlarin temelinde gelecege ait alternatifli ongoruleri vardir.
Ahlakli ve erdemlidir.
Entellektueldir...
Uc kurus-bes paraya ulkesini satmaz !
 
Ozu,sozu dogru, adam gibi adamdir Devlet adami ...
 
Herseyin en iyisini ben bilirim diyecek kadar da narsist degildir.
Ekip calismasina yatkindir.
cevresini gercek bilge , uzman , yetkin kurmaylarla donatir.
 
Ornegin ;
Bizden diye , yanina tekstil tuccarini Disisleri bakani olarak almaz !
 
Ornegin ABD'de mutercimlik yapan kisiyi ,
Once milletvekili ,
Sonra AB'den sorumlu bakan yapmaz !
 
Ornegin Ingiltere uyrugunda bulunan bir kisiye,
Ekonomiden sorumlu kilan bakanligi vermez !
 
Kendi ulkesinin en itibarli Bakanliginin degerli hariciyecilerine
ust uste "monser" demez !!!
Tahkir etmez, hakaret etmez !
 
Yuksek yargiyla- Orduyla - halkiyla kavga etmez !!!
Bolucu degildir.
Birlestirici , butunlestiricidir !!!
 
Vatanseverdir.
 
Yabanci Devlet baskalariyla yapilan onemli toplantilarda ,
Disisleri Bakanliginin sorumlularini kapi disinda tutmaz ?
Neler konustugunu Devletten saklamaz !!!
 
Devlet adamin ,
Sozlerin icinde ince mizahla donatilmis akilci mesajlar olur.
Yani ,
lafi kodu mu otutturur !!!
 
Davos'da Gazze konulu panelde,masadan ofkeyle kalkarak giden
Basbakan Erdogan'i uzuntuyle izledim. 
Turkiye boyle bir yonetimi ve yoneticileri hak eden bir ulke degildir.
 
Basbakan ,Turkiye'de olsa , kendisini kizdiranlari toz duman ederdi.
Kendisine "emekliyim , acim " diye bagiran isci emeklisine yapilanlar ,
O kisilerin basina gelirdi.
 
Ne mi olurdu ;
 
Aynen Antalya'da oldugu gibi !
Yasli adami , Basbakanin korumalari yaka paca tutuklar,faullu gizli darbelerle arabaya
bindirir, kenar kose bir yerde daha da doverek , sehre uzak bir yerde birakirlardi. 
 
Sayet etrafta medya ve kameralar varsa ;
"Anani da al git " diye adami kovardi.
Daha sonra da kamu gorevlileriyle adama baski uygulatir. 
Anasini alip da gitmedigine pisman ederdi.
 
Veya bir sabah erkenden kapisi calinir ," sira size geldi " derlerdi !
 
Eh Davos gibi bir yerde bunlari yapamayacagi ve yaptiramayacagi icin ,
Ulkesinin hakkini koruyabilecek , akilli ve Devlet adamina yarasir sozler etmek yerine ,
savlarini , dusuncelerini ,gerceklerin,aklin , bilginin , hakliligin temeline  
oturtacak sozleri soylemek yerine ,
Basbakan Erdogan kizdi , ofkelendi , kendisini kontrol edemedi.
Kalkti ve meydani terk ederek gitti.
 
Gecenlerde bir karikatur internet ortaminda dolasiyordu .
Bir odaya kosarak giren adam, masa basindaki bilim adamina soyle diyordu ;
 
"profosor, Turk'ler yuzde yuz koyun insanlar yapmislar"
 
Basbakani karsilatmak icin,
Ataturk havaalanina ,
Calismamasi gereken saatte metroyu calistirarak,
Bindirilmis AKP kitalarini hava alanina tasitan Istanbul Belediye reisinin bu kanun disi
uygulamasini gorunce, gecenin kör ayazinda ellerinde bayraklar, ne zaman hazirlandigi anlasilamayan hamaset pankartlariyla basbakan Erdogan'i karsilayan bu toplulugu gorunce bu karikaturu animsadim!
 
"profosor, Turk'ler yuzde yuz koyun insanlar yapmislar"
 
Basbakanlarinin bir toplantida, toplantiyi yonetene kizdigini soyleyerek
masayi terk etmis olmasini,
Hangi ulkenin akli basinda olan insanlari kahramanlik olarak niteler ?
Bu bir kahramanlik midir ?
Bu soz duellosundan kacmaktir vatandasim , kacmak !!!
Gercek Kahramanlar , halen Guneydoguda daglarda  carpisiyorlar !
 
Gecenin yarisini gecen zamanda Havaalanina gelmis olan,
Bu insanlarin 2002 den bu yana nerelerde olduklarini da merak ettim ?
 
Ocak 2004 'de ABD'ye giden Tayyip Erdoğan'a, İsrail'e hizmetlerinden dolayı,
Amerikan Musevi Komitesi ADL  tarafından "Cesaret Ödülü" verildi...
Bu ödülü alan "Yahudi olmayan" ilk ve tek kişi olma şerefi (!) Recep Tayyip Erdogan'a aittir.
 
Soyler misin , sen O zaman neredeydin ,
Kafasi da , akli da, gozu de ortulmus yurttasim ;
 
Ne zaman mi ?
Soyleyeyim ;
 
Bu yazdiklarimi iyi ve sindirerek oku degerli AKP'li yurttasim.
Seni incitmek , kirmak , uzmek icin yazmiyorum.
Aklin , izanin , vicdanin varsa okuyarak dusunmen icin yaziyorum.
Bunlar Turkiye'nin ve Dunyanin yakin siyasi tarihine dusulen notlardir ;
 
Hani ABD'li askerler tarafindan,
aynen Filistin gibi musluman halki olan Irak isgal edildiginde ,
Neredeydin ?
 
Irak'da 1.5 milyon insan olduruldu !
Neredeydin ?
 
Iki milyon Irak'li evlerini, yurtlarini , vatanlarini
terk ederek can pazarindan kactilar ,
Neredeydin ?
 
Yuzbinlerce Irak'li kadin , Suriye'de, Lubnan'da,Urdun'de
genelevlere satildilar !
Erkeksiz , sahipsiz, kocasiz kalmis zavalli kadinlar !
Neredeydin ?
 
Camide ibadet edenleri kusuna dizerlerken,
Abu gureyp hapishanesinde akil almaz iskenceler yapilirken
Neredeydin ?
 
Amerika'li askerler ,kucuk kizlara, analarina ,
Hem de yol ortasinda 8-10 kisi tecavuz ederlerken,
bir de bu adiliklerini kameraya alirlarken ,
Neredeydin ?
 
Onlar Musluman degiller miydi ?
 
 
Kizmaaa , oku , devam ediyorum ;
 
 
Senin Kahraman diye karsiladigin , poh pohladigin Basbakan Erdogan
ve sen nerede idin ?
 
Sana hatirlatacagim Kahraman Basbakanin nerede oldugunu ;
 
O,
Irak'i isgal eden ABD ve Ingiltere'nin yaninda idi !!!
Amerikan askerleri icin dua ediyordu ...
Hatirladin mi duayi ?
 
Olen milyonlarca musluman Irak'li icin dua etmeyen kisi,
Olen Irak'lilarin kani ellerine bulasmis idi...
Duasini ise ,Amerikan askerlerine gondermisti !!!
 
Ne sen vardin ortada ,
Ne de Filistin icin secim yatirimi yapan O kahraman !!!
 
O , Bush ile el ele idi !!!
 
Unutmus gibi yapma ;
 
BOP yani Buyuk Ortadogu Projesi ,
Hani ,Ortadogu ve Orta Asya'da 22 ulkenin sinirlarini degistirecek olan Amerikan projesi !
O,
Kahraman Basbakanin , esgudum baskani idi bu projenin !!
Ben demiyorum ki ,
Kendisi soylemisti !!!
 
 
Hani Irak Suleymaniye'de , Turk askerinin karargahina her zamanki gibi
gorusmeye gelen ABD askerleri , tuzakla askerimizi tutuklayip,
baslarina cuval gecirdiklerinde ,
Nerede idin ?
 
Hatirla ;
 
Amerika'ya Nota verilmeyecek mi diye soranlara ne demisti
"kahraman!!!" Basbakanin ?
 
Siz notayi , muzik notasi mi saniyorsunuz ?
Ve O kahraman basbakan Amerika'ya tek laf edemedi , tirsti !!!
Nota da veremedi...
 
O zaman neredeydin sen ?
 
 
Hani Kuzey Irak'a , PKK'ya karsi TSK'ya harekat izini veren tezkere vardi ya !
Meclisten gecmisti !
 
O kahraman Basbakan , Amerika'ya giderek ,
aylar sonra ABD'den icazet alarak ,
harekat yetkisini aylar sonra TSK'ya devretmisti.
Tabii O sure icinde de kacan kacmisti...
Busht okeylemedikce , TSK'nin eli bagli tutulmustu !
 
Tabii O zamanlarda sen de ortalarda yoktun !!!
Hani sehitlerimize "kelle" denildigi zamanlar ?
 
Iste boyle AKP'li yurttasim ...
 
Senin kahramanin kagittan kaplandir...
Yanlis ayak izlerinin pesinden gidiyorsun ...
 
Gozunu ac...
Aklini devsir...
Bu Yurttan baska yerimiz yok.
Bizi boluyorlar...
Aklini , gozunu , bilincini ortuyorlar...
Uyan,
Uyan ....
 
Gercek kahramanlari ararsan ,
Nerede olduklarini sana soyleyeyim ;
 
Onlar simdi Silivri'de..
ABD, AB duzmecesi , AKP katilimli tuzagin icindeler...
 
Ama bu duzmeceler ,gun gelecek son bulacak ...
Demokrasi ve hukuk geregini yapacaktir.
January 31

Lütfen bu mail'i gönderebildiğiniz kadar çok kişiye gönderin..................

Bu yazı Y.Doç.Dr. Cemalettin CAMCI tarafından hazırlanmıştır

 Dün gece eve dönerken su almak üzere markete uğradım, görevliye şöyle

> sordum:

 1,5 lt. su var mı? Ama Turkuaz/Damla dışında lütfen

 Turkuaz çıktığından beri bu şekilde su alıyordum artik.

 Para verip kötü su içmeye hiç niyetim yok! Marketteki adamın dediklerini aynen aktarıyorum:

 - Abi, ben o sudan satmıyorum. İnan ki gelen müşterilerden onda dokuzu senin söylediğin şeyi söylüyor.

 Peki, neden halen satıyorlar?' diye sordum.

 - Abi, Turkuaz/Damla suyu, marketlere bedava veriliyor, satarsan kara geçiyorsun, satmazsan öylece duruyor. Ama ben satmıyorum, çünkü alan yok.

 Ayrıca CocaCola satanın Turkuaz/Damla da satma zorunluluğu var, hatta Başka su sattırmamaya çalışıyorlar.

 

 Uzun söze gerek yok; hiç kimse almazsa, hiç kimseye satamazlar...

 Lütfen okuyun, okutun! Bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum.

 Türkiye'de bazı şişeli içme suları doğal kaynak suyu değil.

 Doğal kaynak sularında devlete para ödemeniz gerekiyor, artı bu tesislerin yatırım maliyeti çok yüksek.

 Dolayısıyla CocaCola ne yaptı,

kaynak suyu araştırmalarının maliyetlerini çok yüksek bulduğu için

 Bursa/Kestel ovasındaki CocaCola fabrikasında derin kuyu pompalarıyla ovanın suyunu çekerek bunu da termostan geçirip filtre ederek hem CocaCola meşrubatını hem de Türkuaz/Damla'yı şişelemeye başladı.

 Türkuaz/Damla'nın etiketinin üst ve altındaki Kahverengi şeritlere dikkat edin:

 'Sofra İçeceği' yazar. Devlet, CocaCola'nin uyanıklığını kanuna uydurmak ve uyanıklığa yapılacak itirazları bertaraf etmek için böyle bir kural çıkardı!

 Binlerce dönümlük tarım arazisinin bulunduğu

ve CocaCola hariç

hiçbir İsletmeye 'derin kuyu pompası' çakma izni verilmeyen Kestel ovasında,

yeraltından çekilen su, filtre edilip daha sonra içine bazı mineraller katıldıktan sonra

Türkiye'nin en ücra kasabalarına bile satılıyor ve lıkır lıkır içiliyor.

Bazı yazlık kasaba ve köylerde neredeyse Turkuaz/Damla harici içme suyu bulamazsınız çünkü

 dağıtım ağı çok güçlü. Bayilere baskı bile olduğu yolunda duyumlar aldım.

 Turkuaz/Damla içmeye Devam edecekseniz, unutmayın, yapay bir su içiyorsunuz.

 Duyarlı bir vatandaş olarak konuya dikkatinizi çekerim.

 Her tarafı doğal kaynak sularıyla dolu memlekette, millete kuyu suyunu zorla ve de üstüne para alarak içiriyorlar.

 İçmeyin arkadaşlar!

 Gönderenin Notu:

 Kola'nın Ülkesi'nin 1960 lı yıllarda,

 Özellikle ilkokul Öğrencilerine Ücretsiz süt tozu, balık yağı ve peynir yardımı yaptığını,

bu tarihlerden sonra Anadolu tarihinde ilk kez çocuk felci vakalarının görüldüğünü

ve de sonraları Çocuk felci aşısının 'rutin aşılar' arasına sokulduğunu,

 bu aşıların bizlere büyük paralarla satıldığını HATIRLAYIN VE UNUTMAYIN..

 Küba gibi bir ülkenin 'İnsan sağlığıyla ticaret olmaz' diyerek,

 (ABD de bile patent aldığı) kanser aşısını,

yoksul ülkelere ilacı,

 isteyen Ülkelere de patentini Ücretsiz verdiği,

buna karşın tüm AB / ABD / İSRAİL'in yapay hastalıklarla hazinemizi ve sağlığımızı emdiklerini

 BİLİN VE UNUTMAYIN..

 Ücretsiz' adını bile söylemeyen bu malum firmalar,

 'Ücretsiz su veriyorlarsa'

bunun nedenini DÜŞÜNÜN VE BULUN!!

 Yazan

 Y.Doç. Dr. Cemalettin CAMCI

 Fırat Üniversitesi Genel Cerrahi Elazığ-Türkiye

 Lütfen bu mail'i gönderebildiğiniz kadar çok kişiye gönderin..................

January 25

YARGILAYANLAR VE YARGILANANLAR

( 10 cu KÖYDEN SELAMLAR. )




YARGILAYANLAR VE

YARGILANANLAR

29 mart’ta seçim olacakmış! ALLAH AŞKINA,elinizi vicdanınıza koyun ve karar verin. İlk listeler asıldığında, altı milyon seçmen fazla çıktı. Araştırmacılar bunların kaynaklarını buldular. 40 yıl önce ölen insandan tut, dağdaki eşkıyaya varıncaya kadar kişiler var. İstanbul’da yol üzerinde olmayan bir AP. Da, olmayan 700 seçmen. Buna benzer bir çok detaylar. Seçmen ve halkımız bunları Tv. KAMERASINDAN

Canlı olarak izledi. İtirazlar üzerine, listeler yeniden hazırlandı ve asıldı.

Ne oldu? Aynı tas, aynı hamam. Düzenbazlık ve hile sayısı biraz azaltılarak rakam beş milyon’a inmiş. Aynı olmayan AP. Yerinde duruyor, olmayan seçmen ise 700 den 470 e düşmüş. peki bu sahtekarlıkla düzenlenen listeleri kinler yazıyor? Yazanlardan neden hesap sorulmuyor? Yoksa, hesap sorması gerekenlerin talimatıyla mı yazılıyor? Bu soru beyinleri kurcalıyor. Bu sahtekarlıklar seçimi belli edeceği aşikardır. O halde neden masraf edip bu seçim yapılıyor?

Diğer bir kafa karıştıran olay: susurluk olayını ört bas etmek, günün koşullarını göstermemek için uydurulan uyduruk. TÜRK MİLLETİNİN kahramanlık destanını kirletme amacıyla ERGENEKON adını verdikleri ki( ben buna uyduruk diyeceğim.) bu uyduruk olaya CUMHURİYET SAVUNUCULARINI VE SİLAHLI KUVVETLERİNİ rencide edercesine baskılar uygulanıyor.yargılayanlar ve yargılananlara, suç delillerini gösteren kişilere bakalım. Yürütmede olan gurubun 280 kişiye yakını sanık ve soruşturması bulunan kişiler. Milletvekili olma niteliğine dahi haiz değil.( bunu, sayın Kanadoğlu, CEVİZ KABUĞU PROGRAMINDA İSPAT ETTİ.) Bu yürütmenin, CUMHURİYETE KARŞI OLDUĞUNU ANAYASA MAHKEMESİ NİN 11 üyesinden 10 tanesi oyu ile belirtti. Aklanması gereken sanıklardan oluşan bir yönetim. Ve bu yönetimin başı ise, hukuka karşı gelerek kendisini baş savcı olarak nitelendiriyor. Suçlulardan oluşan bir yürütme ve aynı zamanda yargının başı olarak icraat yapıyor. Suçluları belirleyenlere bakalım.

1- Yurdumuzda birçok sahtekarlıklar yapıp KANADA’YA kaçan bir ermeni HAHAM’I. 2- PKK.saflarında yer almış, sıkışınca itirafçı olduğunu söyleyen katil, itirafçılığını iftiracılığa çevirmiş ve generallerimizi iftira eder, ne yazık ki, demin izah ettiğim yargıcılar ise, zevkle bunu uygular. İş birlikçileri ise, ılımlı İslam adı altında dinimizi alet eden medya gurubu. Haftalar önce yayınını yapıyor, icraatçılar ise uygulamasını yapıyorlar. 3- suçlular: Atatürk ilke ve inkılaplarını savunan, cumhuriyete sahip çıkan ve sesli olarak dile getiren ne kadar kurum kuruluş liderleri ile emekli paşalar. Yargı mensupları. Konuşan her şahıs örgüt üyesi. Suç henüz belli değil. Söylentilere göre, hükümeti devirmek. Peki amma bu emri ATATÜRK VERMEMİŞ Mİ CANIM. Bu ihanetçiler, hatta ve hatta iktidarı dahi ele geçirmiş olabilirler dememiş mi?

Bu ılımlı İslamcılar sayın MUSTAFA ÖZBEK gibi vatanını canından daha fazla seven yurt sever cumhuriyet ve Atatürk ilkelerinden ödün vermeyen biri. Bunu yakinen bildiğim biri olarak konuşuyorum. Kıbrıs’ta, 40 milyon liralık benzinlikleri olduğunu iftira ettiler. Sayın MUSTAFA ÖZBEK, ( Göstermeyende na merttir, size bağış yapmayanda.) diye cevap verdi. Ne var ki iftirayı ve yalanı ana kaynak olarak bilenler, seslerini çıkartamadılar. TÜRK MİLLETİNİN BAYRAĞINI DALGALANDIRAN ART. De nasibini aldı. Yalanlar yalanlar. Dinimiz, yalanı kesinlikle af etmez. Hiçbir dinde kabul etmediğine göre, demek ki bunlar dinsiz.yeter Allah aşkına bu kadar uyduruk ve yalanlar. DÜNYADA, açlık sınırı altında geçinen bir ülkeyiz. DÜNYADA, 3 SENEDE zengin olup, gemiler alan kişiler yetiştiren bir ülkeyiz. Halkımız cahil değil, önder arıyor önder. Pimi çekecek, bu yüce ulusun başına geçecek, bayrağımızı şahlandıracak bir önder arıyor. ÖNDER……

SONUÇ; BU BİR KOMPLODUR!!!

Silah ararken...

Toprak altı kazılarını izleyen deneyimli bir silahlı kuvvetler mensubu, o anda düşündüklerini ve gözlemlerini sıralıyor:

1 - Patlayıcı ve silah yan yana gömülmez.
2 - Yalıtım olmadan hiçbir silah oksitlenmeden kalamaz... Yalıtım için 2004 tarihli gazete değil, kilolarca balmumu vs. kullanmak gerekir...
3 - Lav silahı elektrikli ateşlemeyle çalıştığı için yer altına gömülemeyecek silahlardandır..
4 - Silah ve patlayıcı dozerle aranmaz...
5 - Silah, insan ayağı basmasının çok zayıf olduğu yerlere gömülür. Apartman aralarına, elektrik direklerinin yakınlarına değil...
6 - Silahlara belli dönemlerde periyodik bakım yağlama temizleme vs. gerekir.. Senelerce silah toprak altında bırakılmaz.
7 - Gömdüğünüz yere çelik ızgaralar yoluyla su kanalları yapmanız gerekir.
8 - Bu bilgileri bu konuda eğitim almış herhangi bir askerden rahatça öğrenebilirsiniz.. Polis bu araştırmayı yapacak bilgi ve donanıma sahip değildir. Acil bilirkişiye başvurularak bu silahların gerçekten ne olduğu, nereden geldiği ortaya çıkarılmalıdır...

SONUÇ; BU BİR KOMPLODUR!!!

January 24

israilin barkod ülke kodu: 729 NE OLUR OKUMAMAZLIK YAPMAYIN.BUGÜN ONLARSA, YARIN ''BIZ'' OLABILIRIZ!!

NE OLUR OKUMAMAZLIK YAPMAYIN.BUGÜN ONLARSA, YARIN ''BIZ'' OLABILIRIZ!!

 

Resim

 

 

Resim

israilin Filistin'e başlattığı operasyon "Sizlerin desteği" sayesinde günden güne büyüyerek devam ediyor. Her gün "Sizin" sayenizde bir filistinli çocuk hayata gözlerini yumuyor!


Bu nasıl mı oluyor!

ÖLÜ SAYISI YARALI SAYISI
400 1810

"Sen" farkında olmadan aldığın her israil malı ile israil bütçesine bununla paralel olarak israil ordusuna bir Müslüman olarak yardım ediyorsun! Bu şekilde amerikanında desteği ile güçlenen 7 milyoncuk israil 2 Milyar Müslümana meydan okuyor!
"Sen" israil ve ona destek olan ülkelerin her türlü malına para verdiğin sürece onlar senin ve Müslüman kardeşlerinin kanını emmeye devam edecek!



israilin barkod ülke kodu: 729

Türkiye'nin ise 869'dur fakat bazı yabancı firmalara ait ürünlerde 869 barkod kodu ile başlayabiliyor! Burada lütfen dikkatli olunuz aldığınız ürünün Barkodu 729 ise siz zaten elinizdeki ürünle Filistine kurşun sıkmış oluyorsunuz amma 869 ile başlayan israil ve amerika destekcisi ürünlerlede dolaylı yoldan aynı eylemi gerçekleştirmiş oluyorsunuz! Bu konuda göstereceğiniz hassasiyete güveniyoruz!

 

Resim

 

Resim

 

Resim

 

Resim

 

KAYNAK :
http://www.israileboykot.com/

 

Allah rizasi için herkese gönderin!!

Filistin için dualar'da bulusmak ümidiyle,

Allah'a emanet olun

UYARI: SAKIN BU NUMARAYI ARAMAYIN !

UYARI:  SAKIN BU NUMARAYI ARAMAYIN  !
Eğer;  birisi sizi cep telefonunuzdan arayarak 'ESAT' veya  'ERICAL'   adlı  bir firmadan arıyoruz telefonunuzu kontrol etmek zorunda oldugunu ve  bunun için
'  9090' ı aramanızı söylerse  telefonunuzu derhal kapatın ve söylenen numarayı sakın aramayın. Söz  konusu numarayı çevirmeniz, karşınızdaki bu sahsın sizin bütün kimlik  bilgilerinize ulaşmasını ve yapacağı tüm telefon görüşmelerini sizin  hesabınıza geçirmesini sağlayacktır!   
[ lütfen,  güç durumda kalmamaları için, bu notu yakin dostlarınıza da ulaştırarak  onları da bilgilendirin. ]
January 21

G İ Z L İ Telgraf No: 608 İngiltere Büyükelçiliği Ankara, 25 Kasım 1938

Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden 15 gün sonra dönemin İngiltere

Büyükelçisi Percy Loraine'in Londra'ya özel bir kuryeyle gönderdi

ği ve üzerine " 40 Yıl Boyunca

Açıklanmayacak" damgası vurulan mektubun tam metnidir.

(Bu kripto metni ilk kez 10 Kasım 1997 tarihinde Kuva-yı Medya tarafından kamuoyunun bilgisine sunulmu

ştur)

G

İ Z L İ

Telgraf No: 608

İ

ngiltere Büyükelçiliği

Ankara, 25 Kasım 1938

Aziz Lordum,

Size Mösyö Kemal Atatürk'ün ölümünü bildiren 194 sayılı telgrafı çok derin üzüntüler içinde sunmu

ştum.

2. Bu belgeye ek olarak, Büyükelçili

ğimiz Müsteşarı tarafından hazırlanan ve Kemal Atatürk'ün geçmişteki

kariyerini içeren belgeyi sizlere sunma onuru yanında, bu yazımda, Atatürk'ün yaptı

ğı işleri övmekten çok, onun

ki

şiliği ve bu ülke insanına ne ifade ettiği konusuna değinmeye çalışacağım. Hiç şüphesiz toplum bilimciler ve

tarihçiler onun çalı

şma hayatı ve yaptıklarıyla ilgilenip ayrıntılı bir çalışma yapacaklardır. Ancak bunların çok azı,

Atatürk'ün gerçek kimli

ğini öğrenmeden hazırlanacaktır ki; onu tanımadan yapılacak değerlendirmeler kuşkusuz

yanlı

ş olacak ve yanlış yönlendirmelere neden olacaktır.

3. Bu bilginin toplanmasında, ben belki de ayrıcalıklı bir konuma sahiptim. Her ne kadar, rahmetli

Cumhurba

şkanı ile çok nadir karşılaşş olsam da, bu görüşmeler diğer diplomatik temsilciliklerinkine nazaran

daha sık ve daha uzun olmu

ştur. Bütün bunlar bir yana, görevimin ilk günlerinden itibaren Atatürk beni bir dost

gibi görmü

ş, benimle görüşmekten memnun olmuş, görüşme fırsatı doğduğunda bundan hoşnut kalmış,

kar

şılıklı konuşmalarımız esnasında ilgi ve dikkati asla azalmamıştır. Galiba, onun yeteneklerini ortaya çıkartan

becerikli yakla

şımlarım vardı, bu yüzden olsa gerek görüşğümüz konu hakkındaki fikirlerine ya da o konu ile

ilgili sundu

ğu sonuca karşı çıktığımda benim bu tavrıma direnmezdi. Dolayısıyla, kendi özel kimliğini bana, diğer

yabancılara gösterdi

ğinden daha fazla gösterdiğine inanıyorum.

4. Do

ğrudan edinilen tecrübelerimi sağlayan kişisel görü